sanat365.com

"tasarım"

sanat365.com/blog365

Tomtom Designhood`dan Yeni Proje Back To Home

26 Nisan 2018 Perşembe     67
Tasarım moda ve sanat odaklı etkinlikleri ile bir tasarım mahallesi olma yolunda hızla ilerleyen Tomtom Mahallesi, 26-29 Nisan tarihlerinde düzenlenecek “Back to Home” ile dört gün boyunca dekorasyon dünyasının gözde markalarına ve en yeni trendlerine ev sahipliği yapacak. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirecek olan “Back to Home” Troy ana sponsorluğunda Jotun’un destekleriyle ünlü mobilya markalarından halı, duvarkağıdı, aydınlatma gibi tamamlayıcı aksesuarlara; ev tekstili, teknoloji, yoga/meditasyon ve çiçek tasarımı, ev ses sistemleri gibi ev ile ilgili tüm konuları kapsayan geniş içeriğiyle yaşam alanlarına fark katmak isteyenlerin uğrak noktası olacak. İlki Ekim 2016’da yapıla Tasarım Tomtom Sokak’ta etkinliği ile başlayan Tomtom Designhood yaratıcı mahalle dönüşüm projesi, 2018’de yıl boyunca tasarım, moda ve sanat odaklı etkinlikleri ile hayatın farklı alanlarına dokunmaya devam edecek. Etkinlik programında ise Özlem Avcıoğlu’nun sunumuyla “2018-2019 Tasarım Trendleri”, Semin Yalman Yılmaz ile yoga ve meditasyonla “Eve Dönüş” programı ve Jotun Colour Design Room’da Deniz Akkor’un “Dekorasyonda Renk Kullanımı” konulu söyleşisi dikkat çekiyor.
sanat365.com/blog365

Sanatçılar Park Etti

9 Mayıs 2017 Salı     297
Tasarım Parkı’nın farklı disiplinleri ve yaratıcı kimlikleri bir araya getirmek amacıyla başlattığı sanat etkinlikleri kapsamında düzenlenen ‘Artists Parked / Sanatçılar Park Etti Sergisi’, 10 Mayıs-10 Haziran tarihleri arasında Kadıköy Yoğurtçu Parkı`nda ziyaretçilerini ağırlayacak. Tasarım Parkı’nın, ‘tasarım’ bayrağından ilhamla, daha çok sanat/yaratıcılık/tasarım ekseninde bir seçkinin yapıldığı sergisinde yer alan dokuz sanatçı; enstalasyon, duvar heykelleri, cam ayakkabılar, aynalar, resim ve heykeller dışında farklı disiplinlerden örneklerle Yoğurtçu Parkı’nın ziyaretçilerine çeşitli yaratıcı fikirler sunulacak. Park etmek, “durma” anlamının dışında sonraki hareketi de oluşturur. Park eden her şey mutlaka hareket edecektir. Bu belli bir amaç için harekete geçiştir. Bu sergide de park ediliyor, sonra harekete geçiliyor. Sanatçılar: Arden Oluk, Begüm Yıldırım, Cem Onat, Fifi Letters, Ioka Dana, Nesren Jake, Neşe Çoğal, Rizal Ismed, Tamar Arapoğlu, Tan Taşpolatoğlu
sanat365.com/blog365

Tasarım Tomtom Sokakta

9 Mayıs 2017 Salı     287
Tasarım Tomtom Sokakta`nın Bu Yılki Teması `Yukarı Bak` Kendine özgü dokusuyla sokağın enerjisinden ilham alan ve kültürle yoğrulan İstanbul`un en özel bölgelerinden biri olan Tomtom Mahallesi, 11-14 Mayıs tarihinde tasarımın zengin ve renkli dünyası ile yenilenecek. İkincisi düzenlenecek olan "Tasarım Tomtom Sokakta" etkinliği, QNB Finansbank ana sponsorluğunda sanat, tasarım ve alışverişi `Yukarı Bak/Up` temasıyla buluşturacak. 150`nin üzerinde tasarımcı ve sanatçı; 30`un üzerinde atölye ve söyleşi, sürpriz mekanları ve canlı performanslar ile sokağa bahar gelecek. Beyoğlu`nun en dikkat çeken ve sokak kültürüyle gelişen bölgesi Tomtom Mahallesi, 11-14 Mayıs 2017`de tasarım ve yaratıcılık üzerinde iddiasını sürdüren Tasarım Tomtom Sokakta etkinliğine yine ev sahipliği yapıyor. İlki geçen yıl düzenlenen ve gördüğü büyük ilgi nedeniyle geleneksel olarak yılda iki kez düzenlenmesine karar verilen Tasarım Tomtom Sokakta; Tomtom Mahallesi`nin yaratıcı havasını güçlendirecek. Etkinlik, geçen yıl olduğu gibi Tomtom Design Management İcra Kurulu Hakan Kodal, Bahar Korçan, Serra Arıkök ve Ayşegül Temel inisiyatifinde hayata geçecek. Tasarım Tomtom Sokakta etkinliği bu yıl QNB Finansbank ana sponsorluğu, Jotun, Mastercard, Mudo, Orta Anadolu, Tomtom Gardens sponsorluğu ve Moda Tasarımcıları Derneği, İtalyan Lisesi, Tasarım Vakfı ve WhiteSoft iş birliğiyle gerçekleştirilecek. Beyoğlu Belediyesi himayesinde gerçekleşecek bu özel etkinlikte Tescilli Markalar Derneği de Tasarım ödüllerini verecek. Geçtiğimiz yıl 15 bin ziyaretçinin ağırlandığı etkinlik, bu yıl da sergi ve enstalasyonlar, sohbet ve atölyeler, canlı performanslar ile Tomtom Kaptan Mahallesi`nde tasarım dünyasına ilham verecek. "Gökyüzünün Yaşam Dolu Enerjisini Hissedin" Tasarım Tomtom Sokakta`ya geçtiğimiz yıl da ev sahipliği yapan `Garaj`, bu yıl önemli bir değişiklikle iki kattan oluşacak. `Yukarı Bak/Up` temasıyla gerçekleşecek olan etkinlik, temasıyla hem mekan vurgusu yapacak, hem de ziyaretçilere gökyüzünü ve yaşama sevincini hatırlatmayı hedefleyecek. Tasarım Tomtom Sokakta kurucularından Bahar Korçan, bu yılın temasını, "İnsanları mayıs ayında, yeryüzünün negatif duygu ve durumlarının aksine gökyüzünün yaşam dolu enerjisini tatmaya davet ediyoruz" sözleriyle özetliyor. Yenilikleriyle tasarım dünyasını, yaratıcılığın merkezi olan Tomtom Mahallesi`ne taşıyacak olan etkinlikte; moda, mücevher, aksesuar, mobilya, seramik, grafik, kumaş, kağıt, aydınlatma gibi sektörlerden 150`nin üzerinde marka/tasarımcı yer alacak. QNB Finansbank kredi kartı sahipleri özel indirimler avantajlarıyla alışveriş yapabilecek. Etkinliğe, Tomtom Mahallesi`ndeki mağaza ve işletmeler de destek verecek. Açılışı Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, organizasyon komitesi ve tüm katılımcılar tarafından 11 Mayıs Perşembe günü yapılacak bu etkinlikte ziyaretçiler `Hayatı ve Geleceği Tasarlamak` konulu özel söyleşi ve buluşmalara katılabilecek. Ayrıca yoga, nefes ve enerji deneyimini yaşayacak. Dans performansları ve farklı müzik aktiviteleriyle ziyaretçilere sadece alışveriş değil, yaşam enerjisi sunacak. 30`u aşkın söyleşi ve atölye çalışmalarında Han Tümertekin, Saffet Emre Tonguç, Elif Dağdeviren, Özlem Güsar, Can Oba, Levent Erden, Arbil Çelen, Ali Shiro, Başak Pelister, Defne Ongun Müminoğlu, Sinan Naipoğlu, Beyhan Murphy gibi isimler etkinlik ziyaretçileri ile buluşacak. Stant ve sokak içi yerleşimlerinde özel yeme-içme markalarına da ev sahipliği yapan Tasarım Tomtom Sokakta, bu yıl yeni markalara da kapılarını açacak. Organik ve doğal beslenmeyle ilgili workshopların yanı sıra etkinlik ziyaretçilerinin uğrak yeri olabilecek lezzet noktaları kurulacak. `Yukarı Bak/Up` temasıyla çeşitli enstalasyonlara da yer verilecek olan etkinlik mekanının yanı sıra 4 gün boyunca Tomtom Mahallesi`nin önemli yapıları da enstalasyon ve sanat projelerine ev sahipliği yapacak. Etkinlik için özel olarak düzenlenen Art House binasında bulunan ve küratörlüğünü Bahar Korçan`ın yaptığı sergi alanında; Manner İstanbul sanatçıları; Naide Büyükkaymakçı, Günseli Kato, Tuba Hacısüleymanoğlu`nun yanı sıra Hasan Pehlevan, Ahmet Rüstem, Ersoy Alap, Ebru Döşekçi, Nida Şafak, Erkan Yaprakkıran gibi isimler, Pgart Gallery ve İstanbul Moda Akademisi sanatçılarının eserleri de sergilenecek. Kaan Düzarat`ın müzik direktörlüğünü yaptığı etkinlikte; Deniz Güngör`le Aqua Drum, Undomondo, Hakan Tamar, Jülide, Ali Deniz Kardelen performansları ve canlı müzik dinletileri de ziyaretçilere renkli saatler yaşatacak. 13 Mayıs Cumartesi günü Uninvited Jazz Band, Tomtom Kaptan Sokak`ta ve otoparkta canlı performans sergileyecek. Etkinlik boyunca her gün analog kültürün plak seçkileri de ziyaretçilere sunulacak. Anneler Günü`ne Özel Hediye Seçenekleri 14 Mayıs Anneler Günü, Tasarım Tomtom Sokakta içinde ayrı bir öneme sahip olacak. Ziyaretçiler; Anneler Günü öncesinde farklı fikir ve yaratıcılıkta hediye seçme olanağını yakalarken, bu özel günü de anneler ve çocuklarına özel workshop ve atölyeler ile renklendirebilecek. Geleneksel TMD Tasarım Ödülleri Sahibini Bulacak Bireysel tasarımcıların yanı sıra perakende sektörünün tasarıma önem veren markalarının da bir araya geldiği etkinlikte, Tescilli Markalar Derneği iş birliğiyle geleneksel olarak gerçekleştirilen `Tescilli Markalar Derneği Tasarım Ödülleri` de sahiplerini bulacak. Geçtiğimiz yıl kazananlarının önemli moda noktalarında tasarımlarıyla yer almalarını sağlayan yarışma, yine özgün tasarımları büyük ödüller ve seçkin platformlarla buluşturacak. Düzenlendiği ilk yıl perakende dünyasının dikkatini çeken, kalite, yaratıcılık ve özgünlük kıstasları açısından örnek gösterilebilecek projelerin değerlendirildiği Perakende Güneşi Ödülleri ATÜ Özel Ödülü`ne layık görülen Tasarım Tomtom Sokakta etkinliği; 2017`den itibaren yılda 2 kez düzenlenecek. Etkinliğe; Tomtom Garaj, İtalyan Lisesi, Tomtom Gardens Avlusu, Tomton Kaptan Sokak, Boğazkesen Pop-Up Mağazalar ve bölgenin katılımcı mağazaları ev sahipliği yapacak. Etkinliğin ana sponsoru olan QNB Finansbank Bireysel ve Özel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Enis Kurtoğlu; "QNB Finansbank olarak her daim sanatın ve sanatçının yanında olma gayretindeyiz. Genç sanatçıları yüreklendirecek ve topluma nefes alanı yaratacak benzer etkinliklerin artması gerektiğini düşünüyorum. İlki geçtiğimiz yıl düzenlenen Tasarım Tomtom Sokak`ta etkinliği sanatın her alanından birçok başarılı ismi bir araya getiren önemli bir organizasyon, yer almaktan dolayı mutluyuz. Eserleri heyecanla bekliyoruz." dedi. Moda Tasarımcıları Derneği, Birleşmiş Markalar Derneği, İtayan Lisesi ve Tasarım Vakfı`nın desteklediği Tasarım Tomtom Sokakta`da; QNB Finansbank ana sponsor, Orta Anadolu, Tomtom Gardens, Mastercard, Jotun, TMD ve Mudo sponsor olarak yer alıyor.
sanat365.com/blog365

Sevinç Çiftçi, Yarın Ne Kadar Sürer

5 Mayıs 2017 Cuma     228
"Yaşantımızı biçimleyen büyük kırılmalar kaynağını küçük anlardan alıyor olabilir mi? Yaşadıklarımızın ne kadarı kendi gelecek tasarımımız? Kendi gelecek tasarımımız ne zaman, nerede? Hangi silik hayalde örtülü kaldı? Ve işte bu sorulardır ki beni (sanatçıyı) yeni üretimlere çağırır?." Sevinç Çiftçi Sevinç Çiftçi`nin insanın henüz şekillenmemiş ve katılaşmamış olma halini bize çocuk figürleriyle anlattığı, yaşamımızı sorguladığı "Yarın Ne Kadar Sürer?" resim sergisi 6 Mayıs`tan itibaren Galeri Diani`de! "Hiçbir şey sona ermedi, ermez de, geçmişe doğru süzülüp giden birhikâyeninbaşladığı yere döndüm. Zamanın tozunda berraklığını yitiren sonra da ansızın öyle bir anda rüya gibi geriye gelen birhikâye, hiçbir şey sona ermez." Theo Angelopoulos Sevinç Çiftçi`nin "Yarın Ne Kadar Sürer?" isimli kişisel sergisi 6 Mayıs-27 Mayıs2017 tarihleri arasında Galeri Diani`de gerçekleşiyor. Theo Angelopoulos`un "Sonsuzluk ve Bir Gün" filminden esinlenen sergide, farklı ebatlarda yağlıboya eserlerin yanı sıra, sanatçının karışık teknikle ürettiği resimlerini ve desenlerini de görmek mümkün olacak. Ayrıca, sanatçının üretim sürecine eşlik eden defteri de sergi süresince izleyici ile buluşacak. Sanatçı kişisel sergisinde "Yeniden ortaya çıkan geçmiş, bugünün tabulaştırdığı dönüm noktalarını ortaya koyar. Üstelik belleğin tazelenmesi hayalin idrak içeriğinin de tazelenmesine yol açar," diyen Herbert Marcuse anımsamanın, toplumsal olanca bastırılan ögeleri geri getirdiğini anlatırken gerek içeriği gerekse kullanılan teknikler bakımından "anımsama" kavramını vurguluyor. Bu bağlamda Sevinç Çiftçi resimlerdeki çocuk figürlerini, henüz şekillenmemiş ve katılaşmamış olma halini bize hatırlatırcasına karşımıza çıkarıyor.
HABER365

Bettina Franckenberg, Karanlıkta Işık

3.3.2017 2
Mine Sanat Galerisi, Yalıkavak Palmarina Bodrum mekanında sanatçı Bettina Franckenberg’in çalışmalarını “Karanlıktaki Işık” başlığı altında sergiliyor. Bettina Franckenberg’in “Karanlıktaki Işık” başlıklı sergisi 8 Mart - 8 Nisan 2017 tarihleri arasında Mine Sanat Galerisi Yalıkavak Palmarina Bodrum mekanında izlenebilir. "Karanlıktaki Işık" “Kosmos ve büyük bir harmoni içindeki yaşam benim ilgi alanım – tüm yaşam basamaklarındaki gelişme ve olgunluk” Anaerkil mitoloji, insanların ‘dünya nasıl oluştu?’ ve ‘hayatın anlamı nedir?’ sorularına ilk bulunan cevaplardan biridir. O zamanki insanın dünyasında üç biçimli ay tanrıçası, yaşamın çeşitli dönemlerini ve doğanın sürekliliğini simgeler. Benim çalışmalarımda bu mitolojik renkler – beyaz, kırmızı ve siyah – simgesel tasarım öğeleridir. Siyah hilal – veya yeni ay – tanrıçanın yaşlılık dönemini sembolize eder. Baharda, hayatın yeniden oluşumunu ve dönüşümünü sürdürmek için sonbahar ve kışın bütün yaşamı yer altına taşıyan ölüm tanrıçasıdır. Doğanın sürekliliğinde ölümün devamı yeni bir yaşamdır ve her karanlık dönemi bir ışık, bir umut iҫerir, kosmosun dengesi gibi.
sanat365.com/blog365

Nurgül Gün Güney ve Aysel Güneş

18 Şubat 2017 Cumartesi     352
Öncelikle iki yaratıcı disiplin nasıl bir araya geldi? Birlikte böyle bir proje yapmaya nasıl karar verdiniz? NGG: Datça’da katıldığımız çalıştayda tanıştık. Öncelikle ikimiz de birbirimizin yaptıklarına hayran olduk. Bir süredir geleneksel Türk motiflerini araştırıyordum. Yaptığım doku resimlerine bu motifleri eklemek istedim. Aysel bir çini sanatçısı ama çini ile çağdaş sanatı bir araya getirerek çok farklı bir çizgi yakalamış kendisine. Açıkçası tam yapmak istediğim şeyi Aysel’in işlerinde buldum. Ben resimlerime gelenekseli dahil ederken o, gelenekseli çağdaş olanla buluşturuyordu. Hemen ‘birlikte bir sergi yapmaya ne dersin’ dedim. AG: Bence bir araya gelişimiz biraz enteresan. Datça’da UKKSA’nın düzenlediği çalıştayda tanıştık. Birkaç günde sohbetimiz, enerjimiz, çalışma disiplinimiz birbirini çok güzel tamamladı. Ardından Nurgül, sergi açmak istediğinden bahsetti ve sonrasında `neden bunu beraber yapmayalım ki` dedi ve sergi hazırlığımız başlamış oldu. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması konusu her daim konuşulan ancak hak ettiği değerde uygulanmaması ile sürekli eleştirilen bir konudur Türkiye’de. Bunun açlığını da çekeriz aslında. Gelenek olmadan gelecek olamaz çünkü... Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir. NGG: İşte tam da bu noktadan yola çıktık. Benim yaptığım sadece uygulama olarak, malzeme olarak geleneksel. Yani yağlıboya tuval resmi. Bu, geleneksel sanatların içine girmiyor. Bu konuda Aysel daha çok söz söyleyebilir sanırım. Yaptığı sanata hayranlık duyuyorum. AG: Gelenek olmadan gelecek öngörülemez çünkü yeni eskiden çıkmış, eskiye (geçmişe) bağlı olarak var olmuş ama asla eskinin tekrarı olmayan, bambaşka bir bileşimdir. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması, Osmanlı lalesini alıp çalışmanızın bir bölümünde kullanarak olmaz. Geleneksel birikimleri çalışmalarında doğru bir üslupla kullanan sanatçılar tabi ki var. ‘Doğru’dan kastım; evet, geçmiş dönem dizileri ile geleneksel sanatlar günümüzde popülerlik kazandı ama sırf durum böyle diye çalışmanızın bir bölümüne Selçuklu ya da Osmanlı motifleri koymamalısınız bence. Eğer böyle olursa farklı kaygılar güdüyorsunuz demektir… Geleneksel sanatı çağdaş bir algıda sunmak için geçmişi, benliğinizi, var olan kültürünüzü özümsemelisiniz diye düşünüyorum… Gelenek ve çağdaşı çok dengeli bir seviyede ve dikkat çekici bir sentezde bir araya getirmişsiniz, nasıl çalışıyorsunuz biraz bize bahseder misiniz? NGG: Benim çalışmalarımda çıkış noktam Yüksek Lisans tezim süresince yaptığım araştırmalar oldu daha çok. Resim dilinin grameri, görsel okur-yazarlık, resim göstergebilimi gibi konuları araştırıyordum. Bir tür soyut resim anlayışında yüzey resimleri yapmaya başladım. Mekân perspektifini ve dolayısıyla bildiğimiz iki boyutlu resim yüzeyinde üç boyutlu etki yaratan resim illüzyonunu terk ederek tuval yüzeyinin sınırlılıkları üzerinde çalıştım. Bunu yaparken aldığım geleneksel resim disiplinini tamamen terk etmiş değilim. Resimlerimde figür önemli yer tuttu şimdiye kadar. Kumaş kıvrımları üzerinde kıvrılmış, bükülmüş insan bedenleri dokulara dönüştü. Resmimin oluşum sürecini yani aşamalarını izleyiciye göstermek istediğim için yer yer boşluklar geometrik formlarla birleşti. Geometrik formlar da kaçınılmaz olarak geleneksel motiflere dönüştü. Bu gelişim ve dönüşüm benim de çok keyif alarak izlediğim bir süreç. Bir sanatçının meydana getirdiği eserlerinin de kendisinden bağımsız bir hayatı olduğunu düşünmüşümdür hep. AG: Teşekkürler, örf, adet, geleneklerimizi seviyorum, iyisiyle kötüsüyle bizi biz yapan etkenler bunlar. Tüm bunların başında sanata olan bakış açımızda var tabi. İnanılmaz geniş bir sanatsal geçmişe sahibiz ama biz pek farkında değiliz. Bu farkındalık ile çiniyi farklı bir algıda sunmaya çalışıyorum. Kolaj tekniğini daima çok sever oldum, bunun yanında geçmişi bize anımsatan siyah beyaz fotoğrafları da. Sevdiğim üç şeyi bir araya getiriyorum çini, siyah beyaz fotoğraflar ve kolaj. Fotoğraflar hayatımızda iz bırakan doneler ve bende çini sanatı ile yaptığım kolajlarla iz bırakmaya çalışıyorum. Wintage fotoğrafları sosyal medya üzerinden araştırıp daha sonra bu (kendimce benle konuşan ) fotoğraflar arasından seçim yapıyorum. Ardından benim için en sancılı ve en eğlenceli süreç başlıyor aslında, tasarım… Seçtiğim fotoğraf üzerinde kendimce uygun gördüğüm geleneksel motifle, siyah beyaz fotoğrafı kolajlıyorum. Geleneksel motiflerde hiçbir değişiklik (renk, biçim vb.) yapmadan çini karo üzerine uyguluyor yani var olan motife bağlı kalıyorum. Böylelikle geçmiş ve günümüz arasında kendimce bende bir iz bırakıyorum… İki disiplin bir araya geldiğinde biri diğerinin önüne geçmeden ve ego savaşları olmadan çalışabilmek de büyük bir özen gerektiriyor olmalı? NGG: Açıkçası böyle bir şey aklımın ucundan dahi geçmedi. İşini ciddiyetle yapan profesyonel insanlarız. AG: İkimizin de ego savaşlarında yer aldığını düşünmüyorum. Sonuçta iki farkı disiplin ile var oluyoruz. Burada önemli olan kimin daha iyi olduğu değil, bütünsellik… Peki bu serginizde vermek istediğiniz mesaj anlatmak istedikleriniz nelerdir? NGG: Doğrudan bir mesajdan söz edilemez sanırım. Kendi adıma iyiyi ve güzeli sunmaya çalışıyorum. Elbette ki içinde yaşadığımız koşullar içinde sanatla uğraşmanın zorluklarından söz etmeyeceğim. İster istemez coşkularımız, birikimlerimizle birlikte hayal kırıklıklarımız da yansıyordur işlerimize. Kavramsal anlamda okunabilir, açık resimler ürettiğimi düşünüyorum. İzleyicinin de yorumunu katarak algısında tamamlayabileceği ve izleyiciden izleyiciye anlamın değişebileceği anlamda. AG: Kendimce mesaj kaygısı gütmüyorum ama elbet anlatmak istediklerim var ve bunun yaptığım çalışmalarla görsellik düzleminde okunabilir olduğunu düşünüyorum. İzleyicide uyandırdığı his odak noktam. Aynı zamanda geleneksel sanatlara olan bakış açımızı değiştirmek izleyici için net bir mesaj aslında… Sergi hazırlık süreci ne kadar sürdü? NGG: Birlikte proje yapmaya karar verdiğimiz süreçte zaten ikimiz de yapmakta olduğumuz işleri sürdürüyorduk. Sanırım 4 ay gibi bir sürede sonuçları görmeye başladık. AG: Ortak sergi fikrinden önce zaten ikimizde çalışmalarımızı devam ettiriyorduk. Sergi fikri çalışmaların hız kazanmasına neden oldu ve 4-5 ay gibi süreçte tüm çalışmalar ortaya çıkmış oldu. Birlikte çalışmaya devam edecek misiniz? NGG: Çalışmalarımızın ne yönde gelişeceğini zaman gösterecek. Bu çalışmaların birlikte sunumu gerekli olduğu takdirde tekrar bir araya gelinir. Onun dışında zaten kendi disiplinini kendi uygulayan ve ayrı çalışan sanatçılarız. AG: Neden olmasın! Gelecek projelerinizden bahseder misiniz? NGG: `Disiplinler Arası İletişim` başlığı altında sunduğumuz bu sergiyi yurt dışına taşıyarak aynı zamanda coğrafyalar arası iletişime dönüştürmek istiyoruz. AG: Ortak proje olarak, Kozyatağı Kültür Merkezi’nde açtığımız sergiyi yurt dışına taşımak gibi bir fikrimiz var. Bireysel olarak çalışmalara devam, neler olur zaman gösterecek… Son olarak eklemek istedikleriniz? NGG: İyi işler ürettiğimize, iyi bir sergi çıkardığımıza inanıyorum. Birlikte çalışmaktan çok büyük mutluluk duyduğum arkadaşım Aysel Güneş’e ve bu çalışmaları sergileme imkânı sağladığı için Sanat365.com’a teşekkür ederim. AG: Keyifli bir sergi oldu. Nurgül ile çalışmak hem çok eğlenceli hem de bana bir sürü şey kattı. Nurgün Gün Güney ve bize ev sahipliği yapan Sanat365.com’a teşekkürler.
sanat365.com/blog365

The Wall: Bir Ses Yerleştirmesi

7 Şubat 2017 Salı     221
SANATORIUM 12 Ocak - 18 Şubat tarihleri arasında Sinan Bökesoy`un "The Wall" adlı ses yerleştirmesini sergileyecektir. The Wall/Duvar mimari anlamda iki bölümü birbirinden ayıran, bir çevrilmişlik ya da açığa çıkarma eylemini gerçekleştiren en basit yapı elemanıdır. Aynı zamanda enformasyonu ve korunması gereken alanları kontrol altına alır (firewall), olayları gizler ve bir izolasyona işaret eder. Tüm bunlar bir otoritenin varlığını gösterir. Diğer mimari öğeler gibi, duvar ‘ev sahipliği’ yaptığı ortamın ses akustiği tanımlar. Kendisine çarpan, yansıyan ve içinden geçen tüm enformasyon değişime uğrar. "Duvar" yerleştirmeleri, bu doğal akustik davranışı tasarımlanmış ses ortamlarına uygulayarak kişiler, olaylar ve topluluklar arasındaki görünmeyen duvarları somutlaştırma/duyulabilir hale getirme amacını taşır. Ziyaretçi, yerleştirmelerin fizik ortamlarını etkileşimli ses bölgelerini katederek ve duvarın iki tarafının ses ortamına tanıklık ederek dolaşır. Galerideki yerleştirmeler hakkında: “Bahçeler/Gardens” duvarlar tarafından oluşturulmuş/sınırlanmış iki izole ortamı ses belgeleri ile bize sunar, biri zoraki yapılmış bir duvar diğeri ise isteyerek oluşturulmuş bir duvardır.“Yakınlık/Proximity” iki ayrı zamana ait savaş ortamını bir duvar ile birbirinden ayırarak sunar. Nasıl ziyaret edilir? Ziyaretçi iPhone/iPad için geliştirilmiş yerleştirme uygulamasını ve bir adet kulaklık kullanarak, iPhone’u dik pozisyonda tutacak şekilde mekanda dolaşır. Mekandaki duvar/duvarlara etkileşimli bir ses performansı sunulabilmesi için elektronik bileşenler yerleştirilmiştir. Bu şekilde ziyaretçinin hareketleri ve yön bilgisi, iPhone tarafından mekanda ve duvar boyunca işlenerek, yerleştirmenin tasarımlanmış üç boyutlu ses uzayını gerçek zamanda iletir.
sanat365.com/blog365

Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı 25. Yılında

27 Kasım 2016 Pazar     228
Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı (EKAV), sanat ortamımızın geleceğini hem sanat öğrencilerine burslar sağlayarak, hem de çeşitli kültür-sanat projelerini hayata geçirerek 25 yıldır destekliyor. Sanata olan bu benzersiz katkı, 2000 yılından beri farklı alanlardan ve kuşaklardan görsel sanatçıların sergilerine ev sahipliği yapan EKAVART GALLERY ile güçleniyor. EKAV’ın kuruluşunun 25. yılı nedeniyle Marcus Graf’ın küratörlüğünü üstlendiği sıra dışı karma sergi 25 / 25, EKAVART GALLERY de kendi çalışmalarını daha önce solo veya karma sergilerde sanatseverlerle buluşturan 25 sanatçıyı bir araya getirerek, vakfın geçmişini ve bugününü yansıtıyor. Klasik beyaz küp estetiğine karşı alternatif olan ve farklı bir konsepti içeren 25 / 25 sergisi, sanat eserlerini ve sanatçıların sözlerini birleştiren çoğulcu ve heterojen sergi tasarımında, dünden bugüne yolu EKAV’dan geçen, genç ve orta kuşak sanatçıları ağırlıyor. Böylece, sergi sadece şu anki bizim dünyamızın yapısı ve onun çağdaş sanat durumu ile değil, aynı zamanda EKAV’ın ve galerisinin çok katmanlı yapısıyla da ilişki kuruyor. 1991 yılından beri “Sanat geliştirir, sanat iyileştirir, sanat birleştirir” sloganı ile çalışmalarını sürdüren EKAV, sanatçıların farklı ritimlerle dile getirdikleri eserlerinden oluşan sergiyi 25. yılında sanata gönül vermiş tüm sanatseverlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyor. Sanatçılar: Ali Alışır, Ardan Özmenoğlu, Balkan Naci İslimyeli, Belkıs Balpınar, Beyza Boynudelik, Ceyhun Topçu, Dilara Mataracı, Erdal İnci, Gaye Su Akyol, Genco Gülan, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, İlsu Aslan, Lara Kamhi, Leyla Emadi, Mercan Dede, Muzaffer Akyol, Nesren Jake, Nezih Çavuşoğlu, Pınar Yoldaş, Refik Anadol, Server Demirtaş, Sevim Kaya, Seyyit Bozdoğan, Sezer Arıcı, Yalçın Bilgin.
sanat365.com/blog365

Şehirli Melekler

27 Kasım 2016 Pazar     225
Kent kavramı, kent mekanı, insanlar ve melekler… Kent mekanı içerisinde, Deleuze’ün belirttiği gibi, tüm yaşam bedenler aracılığı ile biçimleşen güç ilişkileridir. Peki, iki sanatçı, “bedenler” gibi, ortak ya da kesişen konular bağlamında nasıl aynı düzlemde yer alabilir? Tuğba Hacısüleymanoğlu ve Renan Kaleli, “Urban Angel” başlıklı düet sergilerinde, belirli kavramları farklı biçimlerde yorumlayarak, bir diyalog zemininde bir araya geldiler. İzleyenlere sundukları konular, bence, şu şekilde saptanabilir: “Kent ve onun görünümü”, “beden”, “kent ve mekan dinamiği” ve son olarak bu olguların etkilediği “ruh durumları”. Bunu belirttikten sonra sanatçıların işlerine biraz daha yakında bakılabilir. Renan Kaleli’nin çalışmalarında, bir yanda İstanbul’un farklı mekanlarından çektiği fotoğraflar ve onlar üzerinde çeşitli yazılımlar ile oynayarak ortaya yeni bir ifade biçimi koyduğu (kent), diğer yanda resimlerinde betimlediği kadın figürlerinin üzerine yazılar ve renklerle müdahalede bulunduğu (beden) gözlemlenebilir. Böylece teknik anlamda grafik tasarım ve resmin bir aradalığından; içerik anlamında da manzara ve figürün bir aradalığından söz edilebilir. Kent manzaralarında ilk dikkat çeken unsurun “giriftliğe dair bir tutku” olduğu rahatlıkla söylenebilir. Giriftlik diyorum, çünkü, fotoğraflardaki İstanbul’un ve insanların bu şehirle ilişkisinin sanatçıyı hem büyülediği hem de tedirgin ettiği görülmektedir. Kimbilir, belki de sanatçıyı bu giriftliklen koruyan o meleklerdir. Hatta sanatın gücü burada tekrar edilebilir: Bu kadar saçma bir dünyada, mantıklı olmak ne kadar mümkündür ve hatta, bunun gerçekten bir yararı var mıdır? Teknik anlamda, bir sanatçıyı ayırt edebilmenin önemli koşullarından birisi de, onun bir konuyu nasıl anlattığına dair kendi özgün yaklaşımıdır. Renan Kaleli’nin gözünden mekanlara ve bedenlere bakmak bu noktada önemlidir. Nedir bizleri onun çalışmalarına bakmaya iten? Kentin onun gözünden, girift yapısıyla izlemenin getirdiği tuhaf duygu mu? Ya da sanki, kentin mahrem bir anına tanık olmanın getirdiği ayrıcalık mı? Sanatçının kent manzaraları olarak isimlendirebilecek çalışmalarına, bu sorular ışığında bakılabilir. Peki ya kadın bedenleri? Birisinde gözleri kapalı, diğerinde yüzünden akan renklerle betimlenmiş, hepsi de, çekici bir biçimde, yüzeyde görünür olan kadınlar. Sanki izleyiciye insan bedeninin bir enstrüman olduğunu aktarıyor gibiler. Nasıl bir enstrüman sorusuna belki de “mekan” üzerinden cevap vermek olasıdır: Kent ile bir arada düşünüldüğünde, bu biteviye iyiye değil, kötüye giden dünyada tek sığınılabilecek mekan, “bedenlerdir”. Kaleli, bir tarafta İstanbul şehri diğer tarafa “melekleriyle”, aslında kentin içinde “neyi” en çok sevdiğinin cevabını da bu seride izleyicine söyler gibidir. Günbegün kapitalizmin her şeyi nesneleştirdiği bir dünyada, nefes alınabilmesini sağlayan o bildik – ama unutmaya zorlandığımız - duyguyu aktarmaktadır. Düet serginin diğer kutbunda yer alan Tuğba Hacısüleymanoğlu, yarattığı özgün dokuların üzerinde melekleri ve melek kanatlarını, çarpıcı renk kullanımıyla birlikte, mekan-ötesi bir boyutta betimliyor. Bu haliyle, Renan Kaleli’nin beden ve mekan dikotomisinden, farklı bir gerilime işaret ediyor. Ama şunu söylemek gerekli: Her ikisinin yapıtlarının yarattığı çatışma, zaten, serginin bütününün drama’sını oluşturmaktadır. Bu yazdığımdan Hacısüleymanoğlu’nun bize, mistik bir biçimde, başka bir dünyayı anlattığı sonucu çıkmasını arzu etmem: Yine bu dünyanın içindedir bu imgeler. Tuvallerde yer alan dokular ve renk zenginliği, bir özel sahnenin değil, reel dünyanın dokusu ve renkleridir. Sanatçının meleklerinin kanatlarının çıkardığı ses hayal edilebilirse, güzel günlerin geleceği umulabilir. İzleyici sadece bu imgelere odaklanıldığında ne kadar yalın, sade ve etkin biçimde kullanıldığını görecektir. Sanatçı, sanatın çağrışım yaratma gücünü kullanarak, az’la öz olanı duyumsatmaya çalışmaktadır. Öte yandan bir simgebilimci gibi sembolleri arayan ve bunlar üzerine düşünen bir emek süreci var ortada. Böylece sanatçının kanatlarından çıkan ses duyumsanabilir: Özgürlük. Bir meleğin varlığını, iki sanatçının işlerinin özelinde, kent mekanlarında ya da derinliksiz yüzeylerde görmek tuhaf mı? Bence değil, ya da şöyle de denebilir: Zaten tuhaf olan şeyler güzel değil midir? Bir tür delirme, çıldırma durumu da diyebilirdik belki buna: Ama o zaman da şöyle bitirirdik; sanat her tür deliliği meşru kılma gücüne sahiptir.

ALIŞVERİŞ SEPETİM

Sepeti Kapat