sanat365.com

"fotoğraf"

sanat365.com/blog365

Kaf Dağı`nın Ardında sergisi dijital ortamda

26 Nisan 2018 Perşembe     68
Arter’de 12 Eylül 2017–18 Şubat 2018 tarihleri arasında gerçekleşen CANAN’ın “Kaf Dağı’nın Ardında” isimli sergisi üçboyutlu olarak dijital ortama aktarıldı. Arter’in Oddviz kolektifiyle yaptığı işbirliği sonucu CANAN’ın büyük ilgi gören “Kaf Dağı’nın Ardında” sergisi dijital görüntüleme teknikleri kullanılarak üç boyutlu belgelendi. Oddviz’in, serginin üçboyutlu modelini oluştururken başvurduğu fotogrametri tekniği, bir nesnenin farklı noktalardan çekilmiş yüzlerce fotoğrafının mekânsal koordinatlar ekseninde birleştirilmesine dayanıyor. Çağrı Taşkın, Serkan Kaptan, Erdal İnci’den oluşan kolektif, serginin açıldığı günden itibaren her hafta düzenli çekimler yaptı ve çektikleri binlerce fotoğrafı dijital ortamda işler arasındaki mekânsal bağları gözeterek birleştirdi. İki boyutlu yapıtların yanı sıra, mekânı kullanan büyük ölçekli yerleştirmelerin de yer aldığı sergi böylelikle bir haritacı titizliğiyle belgelenmiş oldu. “Kaf Dağı’nın Ardında” sergisinde mistik, sembolik, şaşırtıcı ve oldukça cazibeli bir evren yaratan CANAN’ın bu sergi için üretmiş olduğu pek çok yerleştirme dijital ortamda izleyicilerle buluşmaya devam edecek. Başlığını Arap ve Fars kozmolojisinin efsanevi Kaf Dağı’ndan alan sergi, sanatçının pratiğini Cennet, Araf ve Cehennem kavramlarıyla okumayı öneriyordu. CANAN’ın ışık/gölge, iyi/kötü, içsel/dışsal, gerçeklik/hayal, aydınlık/karanlık gibi ikiliklere dayanan ve insan ruhunun bastırılmış yönlerini, cinleri, gerçeküstü yaratıkları ve arketipleri ele alan yeni üretimleri Arter’in üç katına yayılıyordu. Bu üç kat artık aşağıdaki linklerin görüntülendiği bilgisayarlarda fareyi oynatarak gezilebilir. Dijital sergi gezinizi sanal gerçeklik (VR) gözlükleri ile veya tam ekranda HD ayarlarda yapmanızı öneririz. Arter gelecekte düzenleyeceği sergileri içeriklerine uygun yöntemlerle dijital platformlara taşıyarak zaman ve mekân sınırlarını kaldırmayı; muhtelif sebeplerle Arter’i ziyaret etme imkânı olmayan izleyicilerine de sergilerine erişmenin alternatif yollarını sunmayı hedefliyor.
sanat365.com/blog365

Satın Alma Sahiplen

9 Nisan 2018 Pazartesi     106
Hayatımızın vazgeçilmez parçalarından biri de yaşadığımız dünyadaki diğer canlılardır. Bizimle birlikte "var" olma hakkına sahip olan bu canlıların çoğu günümüzde terk ediliyor, sokağa atılıyor ve unutuluyor. Duyarlı insanlara ihtiyacı olan bu dostlarımız için ÖzdilekPark İstanbul, önemli bir sosyal sorumluluk projesinin altına imza atıyor. Proje kapsamında Mehmet Turgut’un objektifine gülümseyen köpekler, yeni yaşama merhaba demek için dostlarını bekliyor. Günümüzde sokak hayvanlarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Her ne kadar sahipsiz hayvanların sağlığını ve yaşam haklarını korumak duyarlı insanlara düşen bir sorumluluk olarak kabul edilse de kediler ve köpekler, açlığa, insan şiddetine ve akıl almaz işkencelere maruz kalıyor. Bu nedenle de her yıl 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü olarak kutlanıyor. Bu farkındalık günü için ÖzdilekPark İstanbul, önemli bir sosyal sorumluluk projesine imza atıyor. Proje kapsamında ÖzdilekPark İstanbul, Türkiye’nin en önemli fotoğraf sanatçılarından biri olan Mehmet Turgut ile Fatih Belediyesi Yedikule Hayvan Barınağı’na terk edilmiş köpeklerin fotoğrafını çekerek, 4 - 15 Nisan tarihleri arasında “Dost Satın Alınmaz Fotoğraf Sergisi” düzenliyor. Terk edilmiş hayvanları sahiplendirmek için bu farkındalık projesine imza atan ÖzdilekPark İstanbul, yeni yaşama merhaba demek isteyen dostlarımızın yeni arkadaşları olmanız için sizi Dost Satın Alınmaz Fotoğraf Sergisi’ne davet ediyor.
sanat365.com/blog365

Görünenin Ardındaki Singapur

24 Mart 2018 Cumartesi     149
Pera Müzesi, Singapur’un görünmeyen yüzünü keşfe davet ediyor! 05 Nisan - 20 Mayıs 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek "Görünenin Ardındaki Singapur" sergisi, yaşamını Singapur’da sürdüren fotoğraf sanatçılarının özgün bakış açılarını yansıtıyor ve ülkedeki gündelik hayatın “sıradan” kabul edilen manzaralarını izleyicilere sunuyor. "Görünenin Ardındaki Singapur" sergisi, ülkenin bilinmeyen yüzünü yerelden ve farklı bakış açılarıyla görünür hale getiriyor. Sergi, yaşadıkları ülkenin meselelerini konu edinen fotoğraf sanatçılarının oluşturduğu PLATFORM adlı topluluğun iki yıllık çalışmalarını yansıtıyor. 05 Nisan Perşembe günü ziyarete açılan serginin küratörlüğünü, aynı zamanda fotoğraf sanatçısı olan Tay Kay Chin üstleniyor. PLATFORM topluluğunun, Singapur’a farklı bir bakış getiren üretimleri her zaman desteklediğini ifade eden küratör Tay Kay Chin, topluluğun sanatçılara, ülke hakkındaki görüşlerini sunabilecekleri bir alan açtığını vurguluyor. Tay Kay Chin, ağırlıklı olarak belgesel fotoğrafçılık ve fotojurnalizm alanlarında uzman sanatçılardan oluşan PLATFORM topluluğunun amacını “Kolektif bir biçimde ürettiğimiz imgeler, Singapur denen bu küçük kırmızı noktanın bizim için ne anlama geldiğini dünyaya gösteriyor.” sözleriyle özetliyor. Derinlikli bir araştırma niteliği taşıyan “Görünenin Ardındaki Singapur” sergisi, 35 sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. Sergide yer alan sanatçılar: Zinkie AW, Amrita CHANDRADAS, Sam CHIN & Samuel HE, CHOW Chee Yong, John CLANG, CHUA Chin Hon, Ernest GOH, Philip HO, KOH Yee Chao, Edwin KOO, LIM Weixiang, Bob LEE, Sean LEE, Nicky LOH, Graciela MAGNONI, Nadir MEHADJI, Joseph NAIR, Deanna NG, Dara ONG, ORE Huiying, SIM Chi Yin, Darren SOH, TAY Kay Chin, Matthew TEO, THAM Kok Leong, UNG Ruey Loon, Patrick VAN DAM, WEE Teck Hian, Tom WHITE, Bernice WONG, Shyue WOON, Vanissa YUNIBANDHU, Robert ZHAO Renhui. Küratör ve sanatçı Tay Kay Chin, 05 Nisan Perşembe günü saat 18:30’da bir söyleşi gerçekleştiriyor. "Görünenin Ardındaki Singapur" sergisi 20 Mayıs 2018 tarihine kadar ziyaret edilebilir.
sanat365.com/blog365

Kavalalı Mehmed Ali Paşa Ailesi’nin İzleri Atlı Köşk’te

24 Mart 2018 Cumartesi     94
"Boğaziçi’nde Bir Hanedan: Kavalalı Mehmed Ali Paşa Ailesi’nin İzleri Atlı Köşk’te" sergisi, 17 Şubat 2018 Cumartesi, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM) açılıyor. Sergi, Müze’de gerçekleştirilen ve Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı’nın üyelerinin yaşam hikâyeleri, İstanbul’daki mimari izleri, Osmanlı ve Türkiye kültür-sanat dünyasındaki önemleri gibi konulara odaklanan “Boğaziçi’nde Bir Hanedan: Kavalalı Mehmed Ali Paşa Ailesi” konferans serisiyle bağlantılı bir içerikle, aileye ait fotoğraf ve objelerden bir seçki sunuyor. Bugün SSM’ye ev sahipliği yapan ve Prens Mehmed Ali Hasan’ın 1925’te dönemin önemli mimarı Edoardo De Nari’ye yaptırdığı Atlı Köşk, ilk sahipleri olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı üyelerinin günlük hayatlarını ve geçmişlerini yansıtan bir sergilemeye sahne oluyor. Bir dönem İstanbul’a damga vuran Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı’ndan bu çağa ulaşan bir anı niteliğine sahip olan Köşk, bu sergiyle ailenin altın çağını zihinlerde canlandırıyor. Gelenek ile yeniliğin iç içe geçtiği 19. yüzyıl İstanbul gündelik hayatının ve kültür ortamının önde gelen aktörleri arasında yer alan, sosyal hayata etkilerini Cumhuriyet döneminde de sürdüren Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı üyelerinin anıları, ailenin geçmişine ışık tutuyor ve ülke tarihinin bir sayfasını gözler önüne seriyor. Önce kumandan, daha sonra ise vali olarak gönderildiği Mısır’da kısa sürede kurduğu mutlak hâkimiyet ile bölgenin tarihinde yeni bir dönem başlatan Mehmed Ali Paşa ve soyundan gelenler, bağlarını koparmadıkları İstanbul’da düşünce ve kültür hayatındaki dönüşümü hızlandıran bir unsur olarak varlık göstermişlerdir. Eğitim, siyaset ve seyahat gibi nedenlerle Avrupa ülkeleriyle sıkı ilişki içindeki aile, görkemli yaşam biçimleri ve takipçisi oldukları Avrupai modalarla Osmanlı saray çevresini de etkilemiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı, mesenlik faaliyetleriyle de kültür hayatında belirleyici bir etki göstermiş, Osmanlı’da ve Türkiye’de sanatın farklı dallarına değer katan birçok isme maddi ve manevi destek sağlamıştır. SSM’de sergilenen Hanedan fotoğrafları, yüzyılı aşkın bir geçmişi aydınlatırken, onların kişisel eşyalarından geniş bir seçki de, “saltanat” fikrini nasıl yaşattıklarını gözler önüne seriyor. Aile üyelerinin, Avrupa’nın ünlü markalarından sipariş ettikleri, inisyallerini taşıyan ev eşyaları, onların Hanedan statülerinin sembolleri olarak seçkide yerini buluyor. Yine sergide örnekleri görülebilecek Mısır Hıdivleri armaları üzerindeki üçer yıldız, ailenin hüküm sürdüğü Mısır, Darfur ve Sudan’ı temsil ediyor. Gümüş tepsilerden ipek kumaşlara uzanan bir seçki ise Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı’nın görkemli yaşamına bir pencere açıyor. Kavalalı Mehmed Ali Paşa Ailesi’ne ait fotoğraf ve objelerden bir seçkinin yer aldığı “Boğaziçi’nde Bir Hanedan: Kavalalı Mehmed Ali Paşa Ailesi’nin İzleri Atlı Köşk’te” sergisi 29 Nisan 2018’e kadar Atlı Köşk’te ziyaret edilebilir.
sanat365.com/blog365

20. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Başladı

23 Mayıs 2017 Salı     190
20. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Ayris Alptekin ve Begüm Akkaya sunumu ile 20. yıla yakışan görkemli bir açılış gerçekleştirdi. Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu (FIPRESCI) jürisi Sevin Okyay katılımı ile Karum’un önündeki açık alanda “Birlikte Festival Yapıyoruz” diyen Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 20 il ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’inden canlı bağlantılar ve bant kayıtları ile Türkiye’de bir ilke imza attı. Geçmiş yıllarda ‘Genç Cadı Ödülü’ alan Ayris Alptekin ve Begüm Akkaya’nın açılış konuşmaları ile başlayan festival, 20. yıla özel hazırlanan film gösterimi, 20 il ve KKTC’den canlı bağlantı kurularak devam etti. Canlı bağlantıların yoğun ilgi gördüğü ve Trt’nin arşivinden derlenen festivalin ilk beş yıllarına ait tanıtım videosu ile nostaljik anlar yaşandı. Nergis Hanım filminde canlandırdığı ‘Bahar` karakteriyle  ‘Genç Cadı’ ödülünü kazanan Begüm Akkaya: “ Kurulduğu ilk yıldan itibaren kadın sivil toplum kuruluşları arasında iletişim, dayanışma ve iş birliğini arttırarak bu kuruluşların güçlenmesine katkıda bulunan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin açılışını sunmaktan öte 20. yılını hep birlikte kutluyoruz. Yaşanan her türlü ayrımcılığı, barışı, şiddeti ve adaleti konuşmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçtiğimiz için bu yıl temamızı “Birlikte Festival Yapıyoruz” olarak belirledik. Festivalin 20. yılında yapılan söyleşiler ve paneller göz dolduruyor. “Kadın bakışıyla edebiyat, sinema ve hukuk” fotoğraf, karikatür ve belgesel türlerinde kadın bedeni ve kadın oluşunu sorgulayan “Görsel Kültür ve Kadın” ve Türk Sinemasının birbirinden ünlü oyuncularının yer aldığı sinemada üç kuşağın bir arada olduğu “Kadın ve Sinemayı” kaçırmayın deriz.” dedi. Mavi Dalga’ filmi ile ‘Genç Cadı’ ödülü kazanan Ayris Alptekin : “ Kadınlar arası dayanışmanın ve birlikte üretmenin gücüne inanarak yola çıkan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Türkiye’de yine bir ilke imza attı. Ulusal ve Uluslararası işlere imza atmış 100’e yakın Türk sinemasının birbirinden ünlü başarılı kadınlarını “Kameranın Arkasındaki Kadınlar Buluşması” etkinliğinde bir araya getirdi. Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu’nun (FIPRESCI) jüri göndererek ödül verdiği dünyadaki tek kadın filmleri festivali olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivalinde bu yıl Portekiz, Hırvatistan, Makedonya, İspanya, Slovakya, Brezilya, Fransa ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 ülkenin filmleri yarışacak.” dedi. 20. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin 23 Mayıs akşamı Ankara Devlet Opera ve Bale Sahnesinde gerçekleşecek ödül töreninde Onur Ödülü Perran Kutman’a, Bilge Olgaç Başarı Ödülü Emel Çelebi’ye, Tema Ödülü Edebiyatçı yazar Aslı Erdoğan’a ve Genç Cadı Ödülü Ecem Uzun’a takdim edilecek.
sanat365.com/blog365

Nurgül Gün Güney ve Aysel Güneş

18 Şubat 2017 Cumartesi     337
Öncelikle iki yaratıcı disiplin nasıl bir araya geldi? Birlikte böyle bir proje yapmaya nasıl karar verdiniz? NGG: Datça’da katıldığımız çalıştayda tanıştık. Öncelikle ikimiz de birbirimizin yaptıklarına hayran olduk. Bir süredir geleneksel Türk motiflerini araştırıyordum. Yaptığım doku resimlerine bu motifleri eklemek istedim. Aysel bir çini sanatçısı ama çini ile çağdaş sanatı bir araya getirerek çok farklı bir çizgi yakalamış kendisine. Açıkçası tam yapmak istediğim şeyi Aysel’in işlerinde buldum. Ben resimlerime gelenekseli dahil ederken o, gelenekseli çağdaş olanla buluşturuyordu. Hemen ‘birlikte bir sergi yapmaya ne dersin’ dedim. AG: Bence bir araya gelişimiz biraz enteresan. Datça’da UKKSA’nın düzenlediği çalıştayda tanıştık. Birkaç günde sohbetimiz, enerjimiz, çalışma disiplinimiz birbirini çok güzel tamamladı. Ardından Nurgül, sergi açmak istediğinden bahsetti ve sonrasında `neden bunu beraber yapmayalım ki` dedi ve sergi hazırlığımız başlamış oldu. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması konusu her daim konuşulan ancak hak ettiği değerde uygulanmaması ile sürekli eleştirilen bir konudur Türkiye’de. Bunun açlığını da çekeriz aslında. Gelenek olmadan gelecek olamaz çünkü... Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir. NGG: İşte tam da bu noktadan yola çıktık. Benim yaptığım sadece uygulama olarak, malzeme olarak geleneksel. Yani yağlıboya tuval resmi. Bu, geleneksel sanatların içine girmiyor. Bu konuda Aysel daha çok söz söyleyebilir sanırım. Yaptığı sanata hayranlık duyuyorum. AG: Gelenek olmadan gelecek öngörülemez çünkü yeni eskiden çıkmış, eskiye (geçmişe) bağlı olarak var olmuş ama asla eskinin tekrarı olmayan, bambaşka bir bileşimdir. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması, Osmanlı lalesini alıp çalışmanızın bir bölümünde kullanarak olmaz. Geleneksel birikimleri çalışmalarında doğru bir üslupla kullanan sanatçılar tabi ki var. ‘Doğru’dan kastım; evet, geçmiş dönem dizileri ile geleneksel sanatlar günümüzde popülerlik kazandı ama sırf durum böyle diye çalışmanızın bir bölümüne Selçuklu ya da Osmanlı motifleri koymamalısınız bence. Eğer böyle olursa farklı kaygılar güdüyorsunuz demektir… Geleneksel sanatı çağdaş bir algıda sunmak için geçmişi, benliğinizi, var olan kültürünüzü özümsemelisiniz diye düşünüyorum… Gelenek ve çağdaşı çok dengeli bir seviyede ve dikkat çekici bir sentezde bir araya getirmişsiniz, nasıl çalışıyorsunuz biraz bize bahseder misiniz? NGG: Benim çalışmalarımda çıkış noktam Yüksek Lisans tezim süresince yaptığım araştırmalar oldu daha çok. Resim dilinin grameri, görsel okur-yazarlık, resim göstergebilimi gibi konuları araştırıyordum. Bir tür soyut resim anlayışında yüzey resimleri yapmaya başladım. Mekân perspektifini ve dolayısıyla bildiğimiz iki boyutlu resim yüzeyinde üç boyutlu etki yaratan resim illüzyonunu terk ederek tuval yüzeyinin sınırlılıkları üzerinde çalıştım. Bunu yaparken aldığım geleneksel resim disiplinini tamamen terk etmiş değilim. Resimlerimde figür önemli yer tuttu şimdiye kadar. Kumaş kıvrımları üzerinde kıvrılmış, bükülmüş insan bedenleri dokulara dönüştü. Resmimin oluşum sürecini yani aşamalarını izleyiciye göstermek istediğim için yer yer boşluklar geometrik formlarla birleşti. Geometrik formlar da kaçınılmaz olarak geleneksel motiflere dönüştü. Bu gelişim ve dönüşüm benim de çok keyif alarak izlediğim bir süreç. Bir sanatçının meydana getirdiği eserlerinin de kendisinden bağımsız bir hayatı olduğunu düşünmüşümdür hep. AG: Teşekkürler, örf, adet, geleneklerimizi seviyorum, iyisiyle kötüsüyle bizi biz yapan etkenler bunlar. Tüm bunların başında sanata olan bakış açımızda var tabi. İnanılmaz geniş bir sanatsal geçmişe sahibiz ama biz pek farkında değiliz. Bu farkındalık ile çiniyi farklı bir algıda sunmaya çalışıyorum. Kolaj tekniğini daima çok sever oldum, bunun yanında geçmişi bize anımsatan siyah beyaz fotoğrafları da. Sevdiğim üç şeyi bir araya getiriyorum çini, siyah beyaz fotoğraflar ve kolaj. Fotoğraflar hayatımızda iz bırakan doneler ve bende çini sanatı ile yaptığım kolajlarla iz bırakmaya çalışıyorum. Wintage fotoğrafları sosyal medya üzerinden araştırıp daha sonra bu (kendimce benle konuşan ) fotoğraflar arasından seçim yapıyorum. Ardından benim için en sancılı ve en eğlenceli süreç başlıyor aslında, tasarım… Seçtiğim fotoğraf üzerinde kendimce uygun gördüğüm geleneksel motifle, siyah beyaz fotoğrafı kolajlıyorum. Geleneksel motiflerde hiçbir değişiklik (renk, biçim vb.) yapmadan çini karo üzerine uyguluyor yani var olan motife bağlı kalıyorum. Böylelikle geçmiş ve günümüz arasında kendimce bende bir iz bırakıyorum… İki disiplin bir araya geldiğinde biri diğerinin önüne geçmeden ve ego savaşları olmadan çalışabilmek de büyük bir özen gerektiriyor olmalı? NGG: Açıkçası böyle bir şey aklımın ucundan dahi geçmedi. İşini ciddiyetle yapan profesyonel insanlarız. AG: İkimizin de ego savaşlarında yer aldığını düşünmüyorum. Sonuçta iki farkı disiplin ile var oluyoruz. Burada önemli olan kimin daha iyi olduğu değil, bütünsellik… Peki bu serginizde vermek istediğiniz mesaj anlatmak istedikleriniz nelerdir? NGG: Doğrudan bir mesajdan söz edilemez sanırım. Kendi adıma iyiyi ve güzeli sunmaya çalışıyorum. Elbette ki içinde yaşadığımız koşullar içinde sanatla uğraşmanın zorluklarından söz etmeyeceğim. İster istemez coşkularımız, birikimlerimizle birlikte hayal kırıklıklarımız da yansıyordur işlerimize. Kavramsal anlamda okunabilir, açık resimler ürettiğimi düşünüyorum. İzleyicinin de yorumunu katarak algısında tamamlayabileceği ve izleyiciden izleyiciye anlamın değişebileceği anlamda. AG: Kendimce mesaj kaygısı gütmüyorum ama elbet anlatmak istediklerim var ve bunun yaptığım çalışmalarla görsellik düzleminde okunabilir olduğunu düşünüyorum. İzleyicide uyandırdığı his odak noktam. Aynı zamanda geleneksel sanatlara olan bakış açımızı değiştirmek izleyici için net bir mesaj aslında… Sergi hazırlık süreci ne kadar sürdü? NGG: Birlikte proje yapmaya karar verdiğimiz süreçte zaten ikimiz de yapmakta olduğumuz işleri sürdürüyorduk. Sanırım 4 ay gibi bir sürede sonuçları görmeye başladık. AG: Ortak sergi fikrinden önce zaten ikimizde çalışmalarımızı devam ettiriyorduk. Sergi fikri çalışmaların hız kazanmasına neden oldu ve 4-5 ay gibi süreçte tüm çalışmalar ortaya çıkmış oldu. Birlikte çalışmaya devam edecek misiniz? NGG: Çalışmalarımızın ne yönde gelişeceğini zaman gösterecek. Bu çalışmaların birlikte sunumu gerekli olduğu takdirde tekrar bir araya gelinir. Onun dışında zaten kendi disiplinini kendi uygulayan ve ayrı çalışan sanatçılarız. AG: Neden olmasın! Gelecek projelerinizden bahseder misiniz? NGG: `Disiplinler Arası İletişim` başlığı altında sunduğumuz bu sergiyi yurt dışına taşıyarak aynı zamanda coğrafyalar arası iletişime dönüştürmek istiyoruz. AG: Ortak proje olarak, Kozyatağı Kültür Merkezi’nde açtığımız sergiyi yurt dışına taşımak gibi bir fikrimiz var. Bireysel olarak çalışmalara devam, neler olur zaman gösterecek… Son olarak eklemek istedikleriniz? NGG: İyi işler ürettiğimize, iyi bir sergi çıkardığımıza inanıyorum. Birlikte çalışmaktan çok büyük mutluluk duyduğum arkadaşım Aysel Güneş’e ve bu çalışmaları sergileme imkânı sağladığı için Sanat365.com’a teşekkür ederim. AG: Keyifli bir sergi oldu. Nurgül ile çalışmak hem çok eğlenceli hem de bana bir sürü şey kattı. Nurgün Gün Güney ve bize ev sahipliği yapan Sanat365.com’a teşekkürler.
sanat365.com/blog365

Yonca Karakaş, Şeylerin Anatomisi

7 Şubat 2017 Salı     204
Yonca Karakaş’ın ilk kişisel sergisi "Şeylerin Anatomisi", insan zihninin zaman içindeki gelişim sürecine ve dayatılan dogmalara odaklanıyor. Karakaş, kullandığı objeler, kurguladığı mekanlar, yarattığı karakterlerle `gerçeklik` algısını yeniden tariflendirdiği sergisiyle 21 Ocak – 25 Şubat tarihleri arasında Pg Art Gallery’de izleyiciyle buluşuyor. John Locke’a göre insan zihni dünyaya ‘tabula rasa’ yani boş bir levha olarak gelir. Zamanla öğrenilen bilgi bu levha üzerine işlenir. Aslında edinilen her bilgi zihnin tüm özgürlüğünü elinden alır. Özgür zihin zamanla belirli dogmalara sahip olarak özgürlüğünü tamamen yitirir ve bu yitiriliş sürecini hiçbir zaman kavrayamaz. Varoluş çabası içerisinde olan insanın en büyük sorunu, zamanla etrafını kuşatacak olan bu birçok duvardan habersiz yola çıkmasıdır. Ne yazık ki yolun sonunda evrensel tek bir zihin yapısı ile karşı karşıya kalmıştır. Ataları tarafından nesillere aktarılan her türlü bilgi ve hikaye bugünün ve geleceğin yol göstericisi halinde. Tüm bu gerçekliğe sarılıp sınırlı hayatını buna göre şekillendiren varlık, idealar dünyasında şeylere verdiği anlam sayesinde öz`e yani asıl gerçekliğe ulaşamıyor, idealarla oyalanıyor. Sanatçı çalışmalarında genel olarak var olan evrenin hikayelerini alternatif evrenlerde gösteriyor, bunu yaparken de tarih, din, psikoloji üzerinden ilerlemeye çalışıyor. İzleyicinin ``gerçeklik`` algısını kullandığı objeler, mekan, durum ve karakterler ile değiştirerek yepyeni bir evren yaratıyor. Çerçeve içinde etler, şekerden haçlar, dev ıstakozlar, donut`tan kolyeler, kusursuz tenler, göz temasıdan kaçınan android ve soğuk karakterler ve klonlama… Karakaş ilk kişisel sergisi ‘Şeylerin Anatomisi’nde "şey" kelimesine şekil veriyor. Şey: Duyularla kavranabilen cisimler, cansız varlık, nesne, madde, eşya. Felsefede; düşünen bilincin konusu olabilen, gerçekte var olmayıpta yalnızca düşünülmüş olan herşey. Bilinçten yoksun varlık. "Şey" etrafında bulunan diğer imgelerle birlikte hareket ederken kendi anlamını yaratıyor. Herhangi bir cümle içersinde düşününce cümlenin diğer kelimeleri ile birlikte onunla ilgili belirli bazı fikirler edinebiliyoruz ama tek başına iken tamamen belirsiz. Burada belirsizlikle birlikte tuhaf bir çekiciliğe de sahip bilinmeyeni işaret ederken kullanıldığında bile, paradoksal olarak yine kendine işaret ediyor. Kelimeler içersinde joker gibi onu heryere koyabilir her yere sığdırabilir her şekle sokabilirsiz. `Fotoğraf çekerken büyük anlamlar oluşturabilecek miyim, bugün de mesaj verebilecek miyim? gibi bir duruma kendimi sokmaktansa içimden gelen herşeyi deniyorum. Sıkıştırılmış bir gerçeklik içinde yaşamaya çalıştığımız bu evrende hiçbir mesaj verme kaygısı içinde olmadan dilediğini yapabilme özgürlüğü; yaptığım işte bana ait içinde özgürce hareket edebileceğim bugünün bilgisinden ve normlarından uzak alternatif bir alan oluşturuyor.`
sanat365.com/blog365

Arno Fischer fotoğraf sergisi

1 Ocak 2017 Pazar     226
Milli Reasürans Sanat Galerisi, Dış İlişkiler Enstitüsü (ifa), Goethe-Institut Istanbul işbirliğiyle 1927 Berlin doğumlu fotoğraf sanatçısı Arno Fischer’in yaşamı boyunca gerçekleştirdiği 183 eseri 08.12.2016-07.01.2017 tarihleri arasında Milli Reasürans Galerisi’nde sergilenecek. 

Fischer’in fotoğrafları ayrıntılardaki titizliğiyle insanların günlük yaşamını çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Çalışmalarıyla sadece genç fotoğrafçılık öğrencilerine esin kaynağı olmakla kalmayan Fischer’i,  Henry Cartier Bresson ve Helmut Newton gibi mesleğin büyük ustaları Doğu Almanya’yı ziyaret ettiklerinde fotoğraf üzerine konuşmak ve tartışmak için ziyaret ederlerdi.  Serginin küratörü Matthias Flügge Fischer’i, "Fotoğrafın insancıl dilinin muhafaza edilmesi ve geliştirilmesi için yaptıklarından ötürü”  saygıyla anarken, sanatçının en iyi fotoğraflarının “alçakgönüllü bir çok-katmanlılık içerdiğini” söyler.

Savaştan sonra Doğu ve Batı Berlin’de heykeltıraşlık eğitimi alan Arno Fischer 1950 yılında fotoğraf sanatında karar kıldı ve görsel diline büyük ölçüde katkıda bulunan Doğu Almanya’nın efsane moda dergisi “Sibylle” için çalıştı. Her çeşit propagandadan azade siyah-beyaz fotoğrafları Berlin’in Doğusu ve Batısı arasında gidip gelirken ortaya çıktı. Serginin ana eksenini bu dönemdeki yapıtlarının yanı sıra, sonraki yıllara ait Marlene Dietrich portreleri, Doğu Almanya’nın tamamında çektiği sayısız yolculuk fotoğrafı ve Hindistan, Afrika ve New York fotoğrafları oluşturuyor. Fischer’in kendi bahçesinde çektiği polaroid fotoğraflar serginin son bölümünde yer alıyor. Ayrıntılara yer vermeyen, basit ve adeta tesadüfen çekilmiş etkisi yaratan bu fotoğraflar, sanatçının taşrada gizlendiği yeri yabancılaştırma efekti yaratan ayrıntılar sergiliyor. Arno Fischer 2011 yılında 84 yaşında öldü.
sanat365.com/blog365

Eren Yiğit, Gestus

27 Kasım 2016 Pazar     237
Başarılı Fotoğrafçı Eren Yiğit’in 70 Ünlü İsim ile Yaptığı Çalışmanın Ürünü Olan Sergisi “Gestus” 30 Kasım`da İstanbul’da GaleriBu`da Açılıyor. 2009 Yılından beri profesyonel fotoğrafçılık yapan Eren Yiğit farklı alanlarda yaptığı özgün çalışmalar ile dikkat çekiyor. Sanatçılar ile yaptığı özel çalışmaların yanı sıra moda fotoğrafı, albüm ve dergiler için de kapak çekimleri yapan Eren Yiğit ilk kişisel sergisini 26 Kasım Cumartesi akşamı Galata’daki Galeri Bu’da açıyor. Sergi ismini Latince mimik anlamına gelen “Gestus” kelimesinden alıyor. 70 ünlü ismin 70 fotoğrafından oluşan sergide Hakan Bilgin, Ali Düşenkalkar, Sevil Akı, Rüzgar Erkoçlar, Cem Kılıç, İpek Tuzcuoğlu, Ahmet Kayakesen, Burak Alkaş, Yeşim Salkım, Seçkin Piriler, Banu Parlak, Yunus Emre Yıldırımer, İdo Tatlıses, Gamze Topuzoğlu, Cenk Torun, Wilma Elles, Burçin Abdullah, Dilan Çıtak, Didem Balçın, Ayşenur Günay, Hakan Dinçkol, Duygu Çetinkaya gibi isimlerin fotoğrafları görülebilecek. Ünlü sanatçıların birbirinden ilginç ve belki de kendilerinin bile ilk kez keşfettiği mimiklerinin yer aldığı “GESTUS” isimli sergi, siyah beyaz portrelerden oluşuyor. Fotoğrafçı Eren Yiğit ilk sergisini neden böyle bir tema üzerine kurduğunu ise kısaca şöyle anlatıyor; “Ben sessiz bir iş yapıyorum ve sözsüz. İnsanların kendini nasıl ifade ettiklerini gözlemlediğimde de en aciz kaldıkları zamanın konuştukları zaman olduğunu keşfettim. Söz çoğu zaman anlatmak istediğine yetişemiyor ama ifade, mimik bazen de bir nida bizi asla yanıltmıyor. Kısacası sadece insanlarla değil tüm evrenle kurduğumuz sözsüz iletişimi önemsiyorum. Kim bilir bir sonraki çalışmamda belki de ünlemleri fotoğraflarım!” Sergi 30 Kasım ile 18 Aralık tarihleri arasında Galeri Bu’da ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

ALIŞVERİŞ SEPETİM

Sepeti Kapat