sanat365.com

"eser"

sanat365.com/blog365

Beyaz Müzayede, Sezonu Ustaların Gözde Eserleri ile Kapatıyor

24 Mayıs 2017 Çarşamba     100
Beyaz Müzayede, 4 Haziran`da Orjin Sanat Merkezi`nde gerçekleştirilecek `40. Çağdaş ve Modern Sanat Müzayedesi` ile sezonu kapatıyor. Türkiye`nin ve dünyanın önde gelen çağdaş sanatçılarının birbirinden değerli yapıtlarının yer aldığı müzayedede, Tate Modern`ın kurucuları arasında bulunan önemli koleksiyonerler Sir ve Lady Sainsbury`nin de koleksiyonuna giren Mübin Orhon`un 1965 tarihli `Le Havre` isimli başyapıtı, 250 bin-400 bin TL tahmini fiyat aralığı ile satışa sunuluyor. Mübin Orhon`un yanı sıra, Nejad Melih Devrim, Fahrelnissa Zeid, Selim Turan, Abidin Dino, Hakkı Anlı gibi `Fransız ekolü` Türk Çağdaş Sanatı`nın birbirinden değerli temsilcilerinin çeşitli dönemlerine ait önemli eserler ve başyapıtlardan oluşan çok zengin bir koleksiyon, sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Birbirinden değerli eserlerin satışa sunulacağı 40. Beyaz Müzayede`de Türk Çağdaş Soyut Sanatı`nın en büyük ustalarından Burhan Doğançay`ın 1970 ve 2000 yılları arasına ait 9 eseri yer alıyor. Sanatçının 1973 tarihli Hücum Serisi`nden `Swirling Breakthrough` isimli yapıtı 170 bin-250 bin TL ve 1970 tarihli `The House of the Rising Sun` isimli yapıtı 160 bin-220 bin TL tahmini fiyat arağı ile satışa çıkıyor. Türk Çağdaş Soyut Sanatı`nın çok önemli ustası Adnan Çoker`in ise 1996 tarihli `Çemberli Mor II` isimli yapıtı 180 bin-260 bin TL ve 1997-2014 tarihli `Beş Kare` isimli yapıtı 160 bin-220 bin TL tahmini fiyat aralığı ile satışa sunuluyor. Müzayede`de Türk Çağdaş Figüratif Sanatı`nın ustalarının görkemli eserleri ve başyapıtlarının yer aldığı, son yılların en zengin figüratif koleksiyonu sanatseverler ile buluşuyor. Türk Çağdaş Figüratif Sanatı`nın diğer ustalarına kıyasla sınırlı sayıda eseri bulunan Alaettin Aksoy`un 1987 tarihli `Yalan` isimli 150x188cm ebatlı başyapıtı 200 bin-300 bin TL, bu sene kaybettiğimiz Yüksel Arslan`ın 2002 tarihli `G. Büchner et R. Lenz` isimli 564 no`lu `Arture`ü 80 bin-160 bin TL ve Mehmet Güleryüz`ün 1986 tarihli `Kaplan Adamın Karısı` isimli yapıtı 180 bin-260 bin TL tahmini fiyat aralıkları ile görücüye çıkıyor. 4 Haziran`da satışa sunulacak eserler arasında Türk Modern Naif Sanatı`nın en büyük ustası Nedim Günsür`ün 1979 tarihli `Balıkçı Evi` isimli önemli yapıtı 100 bin-160 bin TL ve Türk Modern Sanatı`nın en büyük ustalarından `Hocaların Hocası` Bedri Rahmi Eyüboğlu`nun `Karabaş Dönemi` diye anılan, sanatçının kitaplarında da yer alan, koleksiyonerler tarafından en çok aranan dönemine ait `Kalamış`tan` isimli meşhur yapıtı 70 bin-130 bin TL tahmini fiyat aralıkları ile yer alıyor. Türk ve dünya çağdaş sanatından saygın ustalar, seçkin eserler 40. Beyaz Müzayede`de ayrıca diğer çağdaş ve modern sanat ustalarımızdan Fikret Mualla, Ömer Uluç, Ferruh Başağa, Güngör Taner, Mustafa Ata, Zekai Ormancı, Devrim Erbil, Alev Ebüzziya Siesbye, Neşe Erdok, Komet, Ergin İnan, Cihat Burak, Cevat Dereli, Koray Ariş, Osman Dinç, Orhan Peker, Şükriye Dikmen, Nuri İyem, Avni Arbaş, Adnan Varınca, Fethi Arda, Turan Erol, Ali Çelebi, Nuri Abaç, Zühdü Müridoğlu; Türk Çağdaş Sanatı`nın orta ve genç kuşağından Canan Tolon, Kemal Önsoy, Selma Gürbüz, Azade Köker, Kezban Arca Batıbeki, Ahmet Güneştekin, Serdar Arat, Elvan Alpay, Haluk Akakçe, Seçkin Pirim, Murat Pulat gibi Türk Çağdaş Sanatı`nın ustalarından gençlerine kadar geniş yelpazeye ait değerli Türk sanatçıların yanı sıra, eserleri dünya müzelerinde yer alan Sarah Morris, Gudmundur Erro, Jan Voss, Pat Andrea, Ben Willikens, Mark Brusse ve Hunt Slonem gibi dünya çağdaş sanatı ustalarının seçkin eserleri de satışa sunuluyor. 2016-2017 sezonunun son müzayedesi olan 40. Beyaz Çağdaş ve Modern Müzayedesi`nde önemli koleksiyonlardan derlenmiş 137 sanatçının 271 sıra dışı eseri yer alıyor. Beyaz Müzayede`deki yapıtlar, 25 Mayıs-3 Haziran tarihlerinde saat 10.00-20.00 arasında Beyaz Müzayede`nin Nişantaşı`ndaki sanat mekânı `Beyaz Space`de sanatseverlerin ziyaretine açık sergileniyor. Aziz Karadeniz tarafından yönetilecek olan 40. Beyaz Müzayede, 4 Haziran Pazar günü saat 13.30`da Maslak`ta Orjin Sanat Merkezi`nde gerçekleştirilecek.
sanat365.com/blog365

Tasarım Tomtom Sokakta

9 Mayıs 2017 Salı     132
Tasarım Tomtom Sokakta`nın Bu Yılki Teması `Yukarı Bak` Kendine özgü dokusuyla sokağın enerjisinden ilham alan ve kültürle yoğrulan İstanbul`un en özel bölgelerinden biri olan Tomtom Mahallesi, 11-14 Mayıs tarihinde tasarımın zengin ve renkli dünyası ile yenilenecek. İkincisi düzenlenecek olan "Tasarım Tomtom Sokakta" etkinliği, QNB Finansbank ana sponsorluğunda sanat, tasarım ve alışverişi `Yukarı Bak/Up` temasıyla buluşturacak. 150`nin üzerinde tasarımcı ve sanatçı; 30`un üzerinde atölye ve söyleşi, sürpriz mekanları ve canlı performanslar ile sokağa bahar gelecek. Beyoğlu`nun en dikkat çeken ve sokak kültürüyle gelişen bölgesi Tomtom Mahallesi, 11-14 Mayıs 2017`de tasarım ve yaratıcılık üzerinde iddiasını sürdüren Tasarım Tomtom Sokakta etkinliğine yine ev sahipliği yapıyor. İlki geçen yıl düzenlenen ve gördüğü büyük ilgi nedeniyle geleneksel olarak yılda iki kez düzenlenmesine karar verilen Tasarım Tomtom Sokakta; Tomtom Mahallesi`nin yaratıcı havasını güçlendirecek. Etkinlik, geçen yıl olduğu gibi Tomtom Design Management İcra Kurulu Hakan Kodal, Bahar Korçan, Serra Arıkök ve Ayşegül Temel inisiyatifinde hayata geçecek. Tasarım Tomtom Sokakta etkinliği bu yıl QNB Finansbank ana sponsorluğu, Jotun, Mastercard, Mudo, Orta Anadolu, Tomtom Gardens sponsorluğu ve Moda Tasarımcıları Derneği, İtalyan Lisesi, Tasarım Vakfı ve WhiteSoft iş birliğiyle gerçekleştirilecek. Beyoğlu Belediyesi himayesinde gerçekleşecek bu özel etkinlikte Tescilli Markalar Derneği de Tasarım ödüllerini verecek. Geçtiğimiz yıl 15 bin ziyaretçinin ağırlandığı etkinlik, bu yıl da sergi ve enstalasyonlar, sohbet ve atölyeler, canlı performanslar ile Tomtom Kaptan Mahallesi`nde tasarım dünyasına ilham verecek. "Gökyüzünün Yaşam Dolu Enerjisini Hissedin" Tasarım Tomtom Sokakta`ya geçtiğimiz yıl da ev sahipliği yapan `Garaj`, bu yıl önemli bir değişiklikle iki kattan oluşacak. `Yukarı Bak/Up` temasıyla gerçekleşecek olan etkinlik, temasıyla hem mekan vurgusu yapacak, hem de ziyaretçilere gökyüzünü ve yaşama sevincini hatırlatmayı hedefleyecek. Tasarım Tomtom Sokakta kurucularından Bahar Korçan, bu yılın temasını, "İnsanları mayıs ayında, yeryüzünün negatif duygu ve durumlarının aksine gökyüzünün yaşam dolu enerjisini tatmaya davet ediyoruz" sözleriyle özetliyor. Yenilikleriyle tasarım dünyasını, yaratıcılığın merkezi olan Tomtom Mahallesi`ne taşıyacak olan etkinlikte; moda, mücevher, aksesuar, mobilya, seramik, grafik, kumaş, kağıt, aydınlatma gibi sektörlerden 150`nin üzerinde marka/tasarımcı yer alacak. QNB Finansbank kredi kartı sahipleri özel indirimler avantajlarıyla alışveriş yapabilecek. Etkinliğe, Tomtom Mahallesi`ndeki mağaza ve işletmeler de destek verecek. Açılışı Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, organizasyon komitesi ve tüm katılımcılar tarafından 11 Mayıs Perşembe günü yapılacak bu etkinlikte ziyaretçiler `Hayatı ve Geleceği Tasarlamak` konulu özel söyleşi ve buluşmalara katılabilecek. Ayrıca yoga, nefes ve enerji deneyimini yaşayacak. Dans performansları ve farklı müzik aktiviteleriyle ziyaretçilere sadece alışveriş değil, yaşam enerjisi sunacak. 30`u aşkın söyleşi ve atölye çalışmalarında Han Tümertekin, Saffet Emre Tonguç, Elif Dağdeviren, Özlem Güsar, Can Oba, Levent Erden, Arbil Çelen, Ali Shiro, Başak Pelister, Defne Ongun Müminoğlu, Sinan Naipoğlu, Beyhan Murphy gibi isimler etkinlik ziyaretçileri ile buluşacak. Stant ve sokak içi yerleşimlerinde özel yeme-içme markalarına da ev sahipliği yapan Tasarım Tomtom Sokakta, bu yıl yeni markalara da kapılarını açacak. Organik ve doğal beslenmeyle ilgili workshopların yanı sıra etkinlik ziyaretçilerinin uğrak yeri olabilecek lezzet noktaları kurulacak. `Yukarı Bak/Up` temasıyla çeşitli enstalasyonlara da yer verilecek olan etkinlik mekanının yanı sıra 4 gün boyunca Tomtom Mahallesi`nin önemli yapıları da enstalasyon ve sanat projelerine ev sahipliği yapacak. Etkinlik için özel olarak düzenlenen Art House binasında bulunan ve küratörlüğünü Bahar Korçan`ın yaptığı sergi alanında; Manner İstanbul sanatçıları; Naide Büyükkaymakçı, Günseli Kato, Tuba Hacısüleymanoğlu`nun yanı sıra Hasan Pehlevan, Ahmet Rüstem, Ersoy Alap, Ebru Döşekçi, Nida Şafak, Erkan Yaprakkıran gibi isimler, Pgart Gallery ve İstanbul Moda Akademisi sanatçılarının eserleri de sergilenecek. Kaan Düzarat`ın müzik direktörlüğünü yaptığı etkinlikte; Deniz Güngör`le Aqua Drum, Undomondo, Hakan Tamar, Jülide, Ali Deniz Kardelen performansları ve canlı müzik dinletileri de ziyaretçilere renkli saatler yaşatacak. 13 Mayıs Cumartesi günü Uninvited Jazz Band, Tomtom Kaptan Sokak`ta ve otoparkta canlı performans sergileyecek. Etkinlik boyunca her gün analog kültürün plak seçkileri de ziyaretçilere sunulacak. Anneler Günü`ne Özel Hediye Seçenekleri 14 Mayıs Anneler Günü, Tasarım Tomtom Sokakta içinde ayrı bir öneme sahip olacak. Ziyaretçiler; Anneler Günü öncesinde farklı fikir ve yaratıcılıkta hediye seçme olanağını yakalarken, bu özel günü de anneler ve çocuklarına özel workshop ve atölyeler ile renklendirebilecek. Geleneksel TMD Tasarım Ödülleri Sahibini Bulacak Bireysel tasarımcıların yanı sıra perakende sektörünün tasarıma önem veren markalarının da bir araya geldiği etkinlikte, Tescilli Markalar Derneği iş birliğiyle geleneksel olarak gerçekleştirilen `Tescilli Markalar Derneği Tasarım Ödülleri` de sahiplerini bulacak. Geçtiğimiz yıl kazananlarının önemli moda noktalarında tasarımlarıyla yer almalarını sağlayan yarışma, yine özgün tasarımları büyük ödüller ve seçkin platformlarla buluşturacak. Düzenlendiği ilk yıl perakende dünyasının dikkatini çeken, kalite, yaratıcılık ve özgünlük kıstasları açısından örnek gösterilebilecek projelerin değerlendirildiği Perakende Güneşi Ödülleri ATÜ Özel Ödülü`ne layık görülen Tasarım Tomtom Sokakta etkinliği; 2017`den itibaren yılda 2 kez düzenlenecek. Etkinliğe; Tomtom Garaj, İtalyan Lisesi, Tomtom Gardens Avlusu, Tomton Kaptan Sokak, Boğazkesen Pop-Up Mağazalar ve bölgenin katılımcı mağazaları ev sahipliği yapacak. Etkinliğin ana sponsoru olan QNB Finansbank Bireysel ve Özel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Enis Kurtoğlu; "QNB Finansbank olarak her daim sanatın ve sanatçının yanında olma gayretindeyiz. Genç sanatçıları yüreklendirecek ve topluma nefes alanı yaratacak benzer etkinliklerin artması gerektiğini düşünüyorum. İlki geçtiğimiz yıl düzenlenen Tasarım Tomtom Sokak`ta etkinliği sanatın her alanından birçok başarılı ismi bir araya getiren önemli bir organizasyon, yer almaktan dolayı mutluyuz. Eserleri heyecanla bekliyoruz." dedi. Moda Tasarımcıları Derneği, Birleşmiş Markalar Derneği, İtayan Lisesi ve Tasarım Vakfı`nın desteklediği Tasarım Tomtom Sokakta`da; QNB Finansbank ana sponsor, Orta Anadolu, Tomtom Gardens, Mastercard, Jotun, TMD ve Mudo sponsor olarak yer alıyor.
sanat365.com/blog365

Festival 408 Koca Dünya ile Kapılarını Sanatseverlere açtı

9 Mayıs 2017 Salı     61
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi programı ile Sahne Sanatları alanı tarafından düzenlenen FESTİVAL 408, “Koca Dünya” filminin gösterimiyle sanatseverleri selamladı. Festivalin açılışına katılan filmin yönetmeni Reha Erdem ve yapımcısı Ömer Atay, söyleşide öğrencilerin sorularını yanıtladı İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi programı ile Sahne Sanatları alanı tarafından düzenlenen FESTİVAL 408, 4 Mayıs Perşembe günü "Koca Dünya" film gösterimi ile başladı. Ödüllü yönetmen Reha Erdem ve filmin yapımcısı Ömer Atay’ın katılımıyla santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleştirilen açılış etkinliğinde, film gösteriminin ardından, ünlü yönetmen ve yapımcı öğrencilerle keyifli bir sohbet gerçekleştirdi. “Sinema Göstermemek Sanatıdır” Öğrencilerin, sinemaya ve Koca Dünya filmine dair sorularını yanıtlayan Reha Erdem, sinemaya bakışı ve filmin çekim sürecine dair deneyimlerini paylaştı. Konuşmasında, Festival 408’in “Görünmeyen” teması ile kendi sineması arasındaki benzerliğe dikkat çeken Erdem şunları söyledi: “Festivalin temasını öğrendiğimde benim sinemam arasında bir ortaklık kurdum. Ben sinemanın göstermek değil göstermemek sanatı olduğunu düşünüyorum. Göstermemek ile sinemanın ima eden, hayal kurduran bir sanat olduğunu söylemek istiyorum. Mesela bir filmde üç plan gösteriyorsunuz ancak arkada, o görüntülerle hiçbir alakası olmayan binlerce şeyi ima edebiliyorsunuz. Ben sinemanın, bunu izleyenin görmediği ancak hissettiği, oluşturduğu bir seyahat olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda sinema, görünmeyen ve adlandırılamayan şeyleri hissettirebilen bir sanat.” Sanatseverleri Kucaklayan Zengin Bir Program FESTİVAL 408, bu sene 4 – 10 Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. BİLGİ öğrencilerinin hem üretici hem de yönetici olarak yer alacağı festival, bu yıl “Görünmeyen” temasıyla, altıncı kez düzenleniyor. Festivalde eserlerin her biri duygulardan davranışlara, sosyal kabullerden mesleklere, kültürden sahneye görünmez kılınan unsurlara odaklanarak; film, atölye, söyleşiler ve farklı temsil biçimlerinin üzerinden ele alınıyor. Festivalin programı kapsamında 1 film gösterimi, 3 performans, 8 tiyatro oyunu, 2 atölye ve 1 söyleşi izleyiciyle buluşacak. BİLGİ santralistanbul Kampüsü, Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi, KATS ve ATÖLYE bomontiada gibi farklı mekanlarda gerçekleşecek Festival 408 performansları, 10 Mayıs’a kadar devam edecek.
sanat365.com/blog365

Sevinç Çiftçi, Yarın Ne Kadar Sürer

5 Mayıs 2017 Cuma     86
"Yaşantımızı biçimleyen büyük kırılmalar kaynağını küçük anlardan alıyor olabilir mi? Yaşadıklarımızın ne kadarı kendi gelecek tasarımımız? Kendi gelecek tasarımımız ne zaman, nerede? Hangi silik hayalde örtülü kaldı? Ve işte bu sorulardır ki beni (sanatçıyı) yeni üretimlere çağırır?." Sevinç Çiftçi Sevinç Çiftçi`nin insanın henüz şekillenmemiş ve katılaşmamış olma halini bize çocuk figürleriyle anlattığı, yaşamımızı sorguladığı "Yarın Ne Kadar Sürer?" resim sergisi 6 Mayıs`tan itibaren Galeri Diani`de! "Hiçbir şey sona ermedi, ermez de, geçmişe doğru süzülüp giden birhikâyeninbaşladığı yere döndüm. Zamanın tozunda berraklığını yitiren sonra da ansızın öyle bir anda rüya gibi geriye gelen birhikâye, hiçbir şey sona ermez." Theo Angelopoulos Sevinç Çiftçi`nin "Yarın Ne Kadar Sürer?" isimli kişisel sergisi 6 Mayıs-27 Mayıs2017 tarihleri arasında Galeri Diani`de gerçekleşiyor. Theo Angelopoulos`un "Sonsuzluk ve Bir Gün" filminden esinlenen sergide, farklı ebatlarda yağlıboya eserlerin yanı sıra, sanatçının karışık teknikle ürettiği resimlerini ve desenlerini de görmek mümkün olacak. Ayrıca, sanatçının üretim sürecine eşlik eden defteri de sergi süresince izleyici ile buluşacak. Sanatçı kişisel sergisinde "Yeniden ortaya çıkan geçmiş, bugünün tabulaştırdığı dönüm noktalarını ortaya koyar. Üstelik belleğin tazelenmesi hayalin idrak içeriğinin de tazelenmesine yol açar," diyen Herbert Marcuse anımsamanın, toplumsal olanca bastırılan ögeleri geri getirdiğini anlatırken gerek içeriği gerekse kullanılan teknikler bakımından "anımsama" kavramını vurguluyor. Bu bağlamda Sevinç Çiftçi resimlerdeki çocuk figürlerini, henüz şekillenmemiş ve katılaşmamış olma halini bize hatırlatırcasına karşımıza çıkarıyor.
sanat365.com/blog365

Sine Qua Non / Olmazsa Olmaz

3 Mart 2017 Cuma     95
"Bir kadın olmadan yaşanmayacağı doğru değildir. Bir kadın olmadan yaşanmış olunmaz sadece…” Karl Kraus EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı 25. yıl etkinlikleri kapsamında, 25 erkek sanatçının kadınlara ithaf ettikleri resim, heykel, video art gibi farklı disiplinlerden oluşan yapıtları 7-31 Mart tarihleri arasında Ekavart Gallery’de izleyiciyle buluşuyor. Yüzyıllardır sanat yapıtlarında kadın imgesi Tanrıça olarak tapınılan kadın ya da sanatçıya ilham veren kadın olarak temsil edilmekte. Kadınlar için sözler söylenmiş, yazılar yazılmış ya da imgeler üretilmiş. Öykülerde kadın bambaşka biçimlerde karşımıza çıkmakta. Pandora’nın Kutusu’na baktığınızda insan soyunu cezalandırmak için yaratılmış, Adem ve Havva’da ise ilk günah eylemini üstlenmiş olarak söylencede belirtiliyor. Şeytansı imgeler ve söylenceler bu efsanelerin birer süreği gibi. Erken dönemlerde doğurganlığı ile kutsiyet atfedilen, Antik Yunan döneminde bedenin yüceltilmesine uzanan süreçte tasvir edilen kadın, Rönesans dönemiyle birlikte üzerindeki giysiyi tekrar çıkartır. Sonrasında ise, birçok alanda karşımıza çıkacaktır. Bunlardan belki de en başta, Delacroix’nin eserinde özgürlüğün simgesi olarak yer alması ve böylece kavramın kadın bedeninde kişileştirilmesi akla geliyor. Femme Fatale’dan meta-olarak kadın imgesinin kullanımına kadar birçok tartışmanın da odak noktasında kadın. Bu kadar detay dolu bir konuda söylenen sözlerin ve üretilen imgelerin üzerine bir küçük söz nasıl eklenebilir? İşte bu sergi, buna dair küçük bir katkı arzusundan hareket ediyor. Bu coğrafyada erkeğin gözünden kadına bakışın bir kesitini, farklı yaş gruplarından sanatçıların katılımıyla sunmaya çalışma arzusu da diyebiliriz.
sanat365.com/blog365

Sevinç Çalhanoğlu, Ölüm Dansı Söylencesi Soruları Işıklandırır

3 Mart 2017 Cuma     82
“Ölüm dansı söylencesi soruları ışıklandırır ve her konuşmadığımız hep susmaklı yanıtlarımızı en gelecekte bir küçük limana dek daha ne kadar ve kim için süsleyerek, taçlandırarak, biriktirip avucumuza kapayacağımızı-” 1 Zilberman Gallery’nin proje alanı Zilberman Projects, 28 Şubat – 22 Nisan 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek, Sevinç Çalhanoğlu’nun "Ölüm Dansı Söylencesi Soruları Işıklandırır" adlı proje sergisini duyurmaktan mutluluk duyar. Sevinç Çalhanoğlu "Ölüm Dansı Söylencesi Soruları Işıklandırır" adlı çalışmasında Nilgün Marmara’nın “Daktiloya Çekilmiş Şiirler”ini şairin intiharı bağlamında konu ediniyor. “Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi” adlı tezinde Marmara’nın izlemiş olduğu yöntemi kullanarak onun şiirlerinde intiharı çağrıştıran cümleleri yeniden daktilodan geçirerek ölümün izleğini sürüyor. İpucu olarak gördüğü sözcükleri metinden kopararak farklı kurgularla şaire ve yapıtına yaklaşmaya çalışıyor. Bu “ayıklama” çabası, gerilimi tetiklerken beraberinde yeni yorumlamalar da getiriyor. Serginin merkezinde yer alan defterdeki poşetlere kaldırılan sözcükler ve direnç çubukları “akışı” keserek durmanın/dâhil olmanın imkânlarını araştırıyor. Defterde ve duvarlarda karşımıza çıkan renkler, şairin şiirlerinde kullandığı renkleri başka yüzeylere taşırken, O’nun doğayla, simgelerle kurduğu yazı evrenini somutlaştırmayı deniyor. Marmara’nın anlaşılmaya kapalı, yadırgatıcı dili, Çalhanoğlu’nun yazma-okuma deneyimiyle katmanlaşıp sonunda tanıdık bir duruma evriliyor. “Yapıttan sanatçının hayatına doğru ya da tam tersi bir yol nasıl alınır?” sorusuna cevap arayan sergide, hareketin kendisinin ölüme doğru bir ivme olduğu düşünülürse yaratılan tekrarın ve taşmanın mekânı olarak kitap, son korunaklı alan olarak okuyucusuna teslim ediliyor. Okur bu kitap mekanda kolayca dedektifçiliğe soyunabiliyor. Okurun zihinsel salınımı, Marmara’nın bağırtı ve susuşları arasında bir çağrışım yumağı haline gelirken Çalhanoğlu türlü okuma deneyimini izleyiciyle paylaşmanın yollarını arıyor. 1 Nilgün Marmara, Daktiloya Çekilmiş Şiirler, 23, Everest Yayınları, 2010.
sanat365.com/blog365

Nurgül Gün Güney ve Aysel Güneş

18 Şubat 2017 Cumartesi     199
Öncelikle iki yaratıcı disiplin nasıl bir araya geldi? Birlikte böyle bir proje yapmaya nasıl karar verdiniz? NGG: Datça’da katıldığımız çalıştayda tanıştık. Öncelikle ikimiz de birbirimizin yaptıklarına hayran olduk. Bir süredir geleneksel Türk motiflerini araştırıyordum. Yaptığım doku resimlerine bu motifleri eklemek istedim. Aysel bir çini sanatçısı ama çini ile çağdaş sanatı bir araya getirerek çok farklı bir çizgi yakalamış kendisine. Açıkçası tam yapmak istediğim şeyi Aysel’in işlerinde buldum. Ben resimlerime gelenekseli dahil ederken o, gelenekseli çağdaş olanla buluşturuyordu. Hemen ‘birlikte bir sergi yapmaya ne dersin’ dedim. AG: Bence bir araya gelişimiz biraz enteresan. Datça’da UKKSA’nın düzenlediği çalıştayda tanıştık. Birkaç günde sohbetimiz, enerjimiz, çalışma disiplinimiz birbirini çok güzel tamamladı. Ardından Nurgül, sergi açmak istediğinden bahsetti ve sonrasında `neden bunu beraber yapmayalım ki` dedi ve sergi hazırlığımız başlamış oldu. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması konusu her daim konuşulan ancak hak ettiği değerde uygulanmaması ile sürekli eleştirilen bir konudur Türkiye’de. Bunun açlığını da çekeriz aslında. Gelenek olmadan gelecek olamaz çünkü... Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir. NGG: İşte tam da bu noktadan yola çıktık. Benim yaptığım sadece uygulama olarak, malzeme olarak geleneksel. Yani yağlıboya tuval resmi. Bu, geleneksel sanatların içine girmiyor. Bu konuda Aysel daha çok söz söyleyebilir sanırım. Yaptığı sanata hayranlık duyuyorum. AG: Gelenek olmadan gelecek öngörülemez çünkü yeni eskiden çıkmış, eskiye (geçmişe) bağlı olarak var olmuş ama asla eskinin tekrarı olmayan, bambaşka bir bileşimdir. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması, Osmanlı lalesini alıp çalışmanızın bir bölümünde kullanarak olmaz. Geleneksel birikimleri çalışmalarında doğru bir üslupla kullanan sanatçılar tabi ki var. ‘Doğru’dan kastım; evet, geçmiş dönem dizileri ile geleneksel sanatlar günümüzde popülerlik kazandı ama sırf durum böyle diye çalışmanızın bir bölümüne Selçuklu ya da Osmanlı motifleri koymamalısınız bence. Eğer böyle olursa farklı kaygılar güdüyorsunuz demektir… Geleneksel sanatı çağdaş bir algıda sunmak için geçmişi, benliğinizi, var olan kültürünüzü özümsemelisiniz diye düşünüyorum… Gelenek ve çağdaşı çok dengeli bir seviyede ve dikkat çekici bir sentezde bir araya getirmişsiniz, nasıl çalışıyorsunuz biraz bize bahseder misiniz? NGG: Benim çalışmalarımda çıkış noktam Yüksek Lisans tezim süresince yaptığım araştırmalar oldu daha çok. Resim dilinin grameri, görsel okur-yazarlık, resim göstergebilimi gibi konuları araştırıyordum. Bir tür soyut resim anlayışında yüzey resimleri yapmaya başladım. Mekân perspektifini ve dolayısıyla bildiğimiz iki boyutlu resim yüzeyinde üç boyutlu etki yaratan resim illüzyonunu terk ederek tuval yüzeyinin sınırlılıkları üzerinde çalıştım. Bunu yaparken aldığım geleneksel resim disiplinini tamamen terk etmiş değilim. Resimlerimde figür önemli yer tuttu şimdiye kadar. Kumaş kıvrımları üzerinde kıvrılmış, bükülmüş insan bedenleri dokulara dönüştü. Resmimin oluşum sürecini yani aşamalarını izleyiciye göstermek istediğim için yer yer boşluklar geometrik formlarla birleşti. Geometrik formlar da kaçınılmaz olarak geleneksel motiflere dönüştü. Bu gelişim ve dönüşüm benim de çok keyif alarak izlediğim bir süreç. Bir sanatçının meydana getirdiği eserlerinin de kendisinden bağımsız bir hayatı olduğunu düşünmüşümdür hep. AG: Teşekkürler, örf, adet, geleneklerimizi seviyorum, iyisiyle kötüsüyle bizi biz yapan etkenler bunlar. Tüm bunların başında sanata olan bakış açımızda var tabi. İnanılmaz geniş bir sanatsal geçmişe sahibiz ama biz pek farkında değiliz. Bu farkındalık ile çiniyi farklı bir algıda sunmaya çalışıyorum. Kolaj tekniğini daima çok sever oldum, bunun yanında geçmişi bize anımsatan siyah beyaz fotoğrafları da. Sevdiğim üç şeyi bir araya getiriyorum çini, siyah beyaz fotoğraflar ve kolaj. Fotoğraflar hayatımızda iz bırakan doneler ve bende çini sanatı ile yaptığım kolajlarla iz bırakmaya çalışıyorum. Wintage fotoğrafları sosyal medya üzerinden araştırıp daha sonra bu (kendimce benle konuşan ) fotoğraflar arasından seçim yapıyorum. Ardından benim için en sancılı ve en eğlenceli süreç başlıyor aslında, tasarım… Seçtiğim fotoğraf üzerinde kendimce uygun gördüğüm geleneksel motifle, siyah beyaz fotoğrafı kolajlıyorum. Geleneksel motiflerde hiçbir değişiklik (renk, biçim vb.) yapmadan çini karo üzerine uyguluyor yani var olan motife bağlı kalıyorum. Böylelikle geçmiş ve günümüz arasında kendimce bende bir iz bırakıyorum… İki disiplin bir araya geldiğinde biri diğerinin önüne geçmeden ve ego savaşları olmadan çalışabilmek de büyük bir özen gerektiriyor olmalı? NGG: Açıkçası böyle bir şey aklımın ucundan dahi geçmedi. İşini ciddiyetle yapan profesyonel insanlarız. AG: İkimizin de ego savaşlarında yer aldığını düşünmüyorum. Sonuçta iki farkı disiplin ile var oluyoruz. Burada önemli olan kimin daha iyi olduğu değil, bütünsellik… Peki bu serginizde vermek istediğiniz mesaj anlatmak istedikleriniz nelerdir? NGG: Doğrudan bir mesajdan söz edilemez sanırım. Kendi adıma iyiyi ve güzeli sunmaya çalışıyorum. Elbette ki içinde yaşadığımız koşullar içinde sanatla uğraşmanın zorluklarından söz etmeyeceğim. İster istemez coşkularımız, birikimlerimizle birlikte hayal kırıklıklarımız da yansıyordur işlerimize. Kavramsal anlamda okunabilir, açık resimler ürettiğimi düşünüyorum. İzleyicinin de yorumunu katarak algısında tamamlayabileceği ve izleyiciden izleyiciye anlamın değişebileceği anlamda. AG: Kendimce mesaj kaygısı gütmüyorum ama elbet anlatmak istediklerim var ve bunun yaptığım çalışmalarla görsellik düzleminde okunabilir olduğunu düşünüyorum. İzleyicide uyandırdığı his odak noktam. Aynı zamanda geleneksel sanatlara olan bakış açımızı değiştirmek izleyici için net bir mesaj aslında… Sergi hazırlık süreci ne kadar sürdü? NGG: Birlikte proje yapmaya karar verdiğimiz süreçte zaten ikimiz de yapmakta olduğumuz işleri sürdürüyorduk. Sanırım 4 ay gibi bir sürede sonuçları görmeye başladık. AG: Ortak sergi fikrinden önce zaten ikimizde çalışmalarımızı devam ettiriyorduk. Sergi fikri çalışmaların hız kazanmasına neden oldu ve 4-5 ay gibi süreçte tüm çalışmalar ortaya çıkmış oldu. Birlikte çalışmaya devam edecek misiniz? NGG: Çalışmalarımızın ne yönde gelişeceğini zaman gösterecek. Bu çalışmaların birlikte sunumu gerekli olduğu takdirde tekrar bir araya gelinir. Onun dışında zaten kendi disiplinini kendi uygulayan ve ayrı çalışan sanatçılarız. AG: Neden olmasın! Gelecek projelerinizden bahseder misiniz? NGG: `Disiplinler Arası İletişim` başlığı altında sunduğumuz bu sergiyi yurt dışına taşıyarak aynı zamanda coğrafyalar arası iletişime dönüştürmek istiyoruz. AG: Ortak proje olarak, Kozyatağı Kültür Merkezi’nde açtığımız sergiyi yurt dışına taşımak gibi bir fikrimiz var. Bireysel olarak çalışmalara devam, neler olur zaman gösterecek… Son olarak eklemek istedikleriniz? NGG: İyi işler ürettiğimize, iyi bir sergi çıkardığımıza inanıyorum. Birlikte çalışmaktan çok büyük mutluluk duyduğum arkadaşım Aysel Güneş’e ve bu çalışmaları sergileme imkânı sağladığı için Sanat365.com’a teşekkür ederim. AG: Keyifli bir sergi oldu. Nurgül ile çalışmak hem çok eğlenceli hem de bana bir sürü şey kattı. Nurgün Gün Güney ve bize ev sahipliği yapan Sanat365.com’a teşekkürler.
sanat365.com/blog365

Çağatay Çopuroğlu, Güzeller ve Çirkinler

7 Şubat 2017 Salı     95
Çağatay Çopuroğlu`ndan "Güzeller ve Çirkinler", oynadığımız tüm rollerle, yaşadığımız dünyayı incelemek için sanatın önemi üzerine güzel tasarlanmış bir meditasyon. Çopuroğlu`nun birçok rolü var; Küresel bir şirkette uluslararası bir yönetici, iki çocuk babası, birçok sanatçı ve stilden ilham alarak kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı, aksiyon romanı yazarı ve gitarist. Edebiyat, müzik ve güzel sanatlara yayılan geniş kapsamlı ve meraklı keşiflerinde, Çopuroğlu yaratıcı hayal gücü ve toplumsal gerçeklik arasındaki ilişkiyi inceliyor ve dürüst sanatın, hem varlığın tüm kusurları ve eksikleriyle, hem de kendisi yaşayan bir süreç olarak değişim ve gelişimi ortaya koyması zorunluluğunu yansıtıyor. Sanat, sanatçının yaşamını genişletmek için enerji ve merakını akıttığı bir yol ve aynı zamanda içinde bulunan sihrin erdemi gereği bir zorunluluk.

Çopuroğlu`nun eserlerinde, güzellik her zaman kadın resimleriyle özdeşleşiyor. Diğer yandan, çirkinlik heykellerindeki eril malzeme kullanımı ile sunuluyor. `Güzellik ve ahlak` ile `çirkinlik ve yasakları` davet eden ve sanat etkinlikleri içinde her ikisine de yer veren kabiliyeti, Çopuroğlu`nun sanatını benzersiz olma vaadinde kılan özellik. Sanatçı, insanlardaki ikilemleri tetikleyip bunlara tepki verirken, bir aktivite olarak "Güzeller ve Çirkinler" fikrini üretiyor. Sergi, Galeri Eksen Nişantaşı’nda 15-22 Şubat 2017 tarihleri arasında pazar günleri hariç her gün 10.00 – 19.00 saatleri arasında görülebilir.
sanat365.com/blog365

Göremediğimiz Tüm Işıklar

7 Şubat 2017 Salı     98
Galerist, 12 Ocak – 11 Şubat 2017 tarihleri arasında "Göremediğimiz Tüm Işıklar" adlı grup sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyuyor. Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği sergi Hera Büyüktaşçıyan, Deniz Gül, Tunca ve Burcu Yağcıoğlu’nun eserlerini bir araya getiriyor. Başlığını, Anthony Doerr’in aynı adlı kurgusal-tarih romanından alan sergi, hafıza, gelecek, bilgi, kavrayış ve umudun metaforu olarak "ışığın", görülüp ulaşılamayan, hissedilip dillendirilemeyen, anlanıp anlatılamayan yanına dair bir sezgi oluşturmayı amaçlıyor. Öğrenme ve bilme, bilme ve anlama, anlama ve yorum arasında tarih, hafıza ve sanat, anlam üreten makinalar olarak harekete bağımlıdır. Ve hareket etmeyen bir makina anlamsızdır. "Bilgi"nin inşası ve tarihin/hafızanın çelişkilerine yönelik ortaya çıkmış olan bu erken kehanete rağmen, tarihe bugünden bakmak, bugünün koşulları çerçevesinde yargılamak da hala günümüzün en çekici ama en lanetli yanıdır. Tarih, şimdiki zamanın oluşturduğu bir kurgulamanın nesnesidir ve yansıttığını iddia ettiği gerçekle ilgisi her zaman sorgulanabilir. Aşırı hassas dönemimizin keskin ışıkları altında geçmiş, gündemdeki bir alıntıya dönüşür. Bugün, analiz ve eleştiri hem tarih hem sanat anlatısının ayrılmaz bir parçasıdır ve tıpkı tarih/hafıza olgusunda olduğu gibi sanatta da pasif, kırıl maz, kusursuz ve tarafsız bir temsil beklemek mümkün değildir. Ancak günümüz gerçekliğinin algılanmasında fantazyaların ve imgelerin anlamını kavramak bir tür "bilme" sürecini tetikleyebilir. Sanat, olgular yığını karşısında parlayıp sönüveren o ışıldama anını yakalayabilir, ışığın titreştiği bir geleceği kavrayabilir, akışın içinden bir "an"ı tohum gibi içinde barındırabilir.

ALIŞVERİŞ SEPETİM

Sepeti Kapat