sanat365.com

"dijital"

sanat365.com/blog365

The Blended Exhibition: A Matter of Narrative

26 Nisan 2018 Perşembe     87
“The Blended Exhibition: A Matter of Narrative”, 5 genç kadın sanatçının; Cansu Topaloğlu, Meltem Şahin, Pınar Marul, Selver Yıldırım ve Sinem Uysal’ın eserleriyle “anlatı” kavramını ve bu kavramın her anlatımda geçirdiği değişimi irdeliyor. #walktoBLACK etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen sergiye, yerel sanat ve sanatçılara destek olmayı hedefleyen Room & Rumours Art Department ev sahipliği yapıyor. Gündelik hayatı sanatla harmanlayarak zenginleştirici bir yolculuğa dönüştürmeyi hedefleyen #walktoBLACK, sanata verdiği desteği uzun soluklu projelerle sürdürüyor. Bu kapsamda Gözde Filinta’nın küratörlüğünde hazırlanan “The Blended Exhibition: A Matter of Narrative” sergisi, Room & Rumours Art Department ev sahipliğinde hayata geçiriliyor, 26 Nisan-26 Mayıs 2018 tarihleri arasında görülebiliyor. Farklı biçimlerin harmanlandığı ve “anlatı” kavramının incelendiği sergide; Cansu Topaloğlu dijital sanat, Meltem Şahin illüstrasyon Pınar Marul heykel, Selver Yıldırım resim ve Sinem Uysal video sanatı eserleriyle yer alıyor.
sanat365.com/blog365

Kaf Dağı`nın Ardında sergisi dijital ortamda

26 Nisan 2018 Perşembe     85
Arter’de 12 Eylül 2017–18 Şubat 2018 tarihleri arasında gerçekleşen CANAN’ın “Kaf Dağı’nın Ardında” isimli sergisi üçboyutlu olarak dijital ortama aktarıldı. Arter’in Oddviz kolektifiyle yaptığı işbirliği sonucu CANAN’ın büyük ilgi gören “Kaf Dağı’nın Ardında” sergisi dijital görüntüleme teknikleri kullanılarak üç boyutlu belgelendi. Oddviz’in, serginin üçboyutlu modelini oluştururken başvurduğu fotogrametri tekniği, bir nesnenin farklı noktalardan çekilmiş yüzlerce fotoğrafının mekânsal koordinatlar ekseninde birleştirilmesine dayanıyor. Çağrı Taşkın, Serkan Kaptan, Erdal İnci’den oluşan kolektif, serginin açıldığı günden itibaren her hafta düzenli çekimler yaptı ve çektikleri binlerce fotoğrafı dijital ortamda işler arasındaki mekânsal bağları gözeterek birleştirdi. İki boyutlu yapıtların yanı sıra, mekânı kullanan büyük ölçekli yerleştirmelerin de yer aldığı sergi böylelikle bir haritacı titizliğiyle belgelenmiş oldu. “Kaf Dağı’nın Ardında” sergisinde mistik, sembolik, şaşırtıcı ve oldukça cazibeli bir evren yaratan CANAN’ın bu sergi için üretmiş olduğu pek çok yerleştirme dijital ortamda izleyicilerle buluşmaya devam edecek. Başlığını Arap ve Fars kozmolojisinin efsanevi Kaf Dağı’ndan alan sergi, sanatçının pratiğini Cennet, Araf ve Cehennem kavramlarıyla okumayı öneriyordu. CANAN’ın ışık/gölge, iyi/kötü, içsel/dışsal, gerçeklik/hayal, aydınlık/karanlık gibi ikiliklere dayanan ve insan ruhunun bastırılmış yönlerini, cinleri, gerçeküstü yaratıkları ve arketipleri ele alan yeni üretimleri Arter’in üç katına yayılıyordu. Bu üç kat artık aşağıdaki linklerin görüntülendiği bilgisayarlarda fareyi oynatarak gezilebilir. Dijital sergi gezinizi sanal gerçeklik (VR) gözlükleri ile veya tam ekranda HD ayarlarda yapmanızı öneririz. Arter gelecekte düzenleyeceği sergileri içeriklerine uygun yöntemlerle dijital platformlara taşıyarak zaman ve mekân sınırlarını kaldırmayı; muhtelif sebeplerle Arter’i ziyaret etme imkânı olmayan izleyicilerine de sergilerine erişmenin alternatif yollarını sunmayı hedefliyor.
sanat365.com/blog365

Gültekin Çizgen Retrospektif Sergileri

30 Ekim 2016 Pazar     212
Retrospektifin her iki sergisinin albümleriyle birlikte ayrıca fotoğraf yazarı Tekin Ertuğ tarafından "Işıkla Resmedenler" serisi için hazırlanan Gültekin Çizgen kitabı da sanatçı üzerine kapsamlı bir çalışma olarak sanat severlerin huzuruna çıkacak. Sergiler, 15 Ocak 2017 tarihine kadar, İstanbul Kadırga`da bulunan İstanbul Fotoğraf Müzesinde açık olacak. Gültekin Çizgen Retrospektif sergileri, "Anbean" ve "Hezarfen Çizgen" başlıklarıyla, İstanbul Fotoğraf Müzesi`nin tüm salonlarında, 13 Ekim Perşembe günü, saat 18.00`da açılıyor "Anbean" fotoğraf sergisi, sanatçının 1958 - 2016 yılları arasındaki fotoğraflarından bir seçki. Türkiye`nin önde gelen 84 fotoğraf sanatçısının yorumlarıyla sergileniyor. Bu tür yorumlu bir fotoğraf sergisi ülkemizde ilk kez açılıyor. Retrospektif`in diğer sergisi Hezarfen Çizgen`de ise, Çizgen`in dijital illüstrasyonları, fotografik çalışmaları, cam işleri, cam heykelleri ve hatları yer alıyor. Retrospektifin her iki sergisinin albümleriyle birlikte ayrıca fotoğraf yazarı Tekin Ertuğ tarafından "Işıkla Resmedenler" serisi için hazırlanan Gültekin Çizgen kitabı da sanatçı üzerine kapsamlı bir çalışma olarak sanat severlerin huzuruna çıkacak. Sergiler, 15 Ocak 2017 tarihine kadar, İstanbul Kadırga`da bulunan İstanbul Fotoğraf Müzesinde açık olacak.
sanat365.com/blog365

Summer Collective II

13 Temmuz 2016 Çarşamba     284
Galeri İlayda 23 Haziran – 18 Eylül 2016 tarihleri arasında "Summer Collective II" isimli grup sergisine ev sahipliği yapacak. Sergide, Ardan Özmenoğlu, Atilla Galip Pınar, Aysel Alver, Barış Cihanoğlu, Caner Şengünalp, Damla Özdemir, Derya Özparlak, Didem Yağcı, Gazi Sansoy, Kerim Yetkin, Mehmet Turgut, Nurdan Likos ve Özcan Uzkur’un işleri izlenebilir. Sizleri yaz boyu devam edecek olan sergimizi ziyarete bekliyoruz. Ardan Özmenoğu, geçtiğimiz aylarda, ilk müze sergisini Almanya, Hagen`deki Osthaus Müzesi`nde “Made in Istanbul” sergisiyle açan ve hayli ilgi ile karşılanan sanatçımız, Türk Serisi’nden yapıtlarıyla sergide. Alışılmış kalıpların dışında özgün, orijinal fikir ve tekniği ile göz dolduran ender çağdaş sanatçılarımızdan olan Ardan Özmenoğlu, özgün baskı tekniğiyle buluşturduğu post-it notlar ile yarattığı eserleri, cam heykelleri, neon kullanarak ürettiği eserleri ve enstalasyonlarıyla tanınmaktadır. Atilla Galip Pınar, son dönem eserlerinde de, geçmişten günümüze süregelen varoluş karşısında insanın çaresizliğini, yalnızlığını, tedirginliğini, tutsaklığını, doğayla ilişkisini temel alarak yansıtmaya odaklı kavramsal altyapıya sadık kalıyor. Bununla birlikte, eserlerde kullanılan renklerde dengeli bir sadeleşme farkediliyor. Form ve imgelerde ise girift yapı artarak sürerken, doğada yer alan hayvan ve insan figürleriyle birlikte resmedilen düşsel varlıklarla kendini gösteren bir kişiselleşme göze çarpıyor. Aysel Alver, kağıt hamuru ile biçimlendirilip, kolaj tekniği ile son şeklini verdiği bu figürleri, kimlik ve kimliksizlik sınırlarını çoktan geride bırakarak “en”ler içinde var olan bir imge çizerler. Kesintiye uğrayan modernleşme ve aydınlanma sürecini dengesi bozulmuş hümanizm anlayışı ve deforme olmuş ahlaki ve etik değerler üzerinden irdelemektedir. Heykellerinde gerçekleştirdiği psikanalitik bir yaklaşımla ahlaki ve etik değerlerin yitimini izleyiciye deneyimletmek istemektedir. Caner Şengünalp, ‘’düşünmenin sınırlarında gezen bir sanatçı… Şengünalp sanatın, üstelik heykelin diliyle akıl almaz bir metafizik macera sergiliyor. O, heykellerinde kullandığı doğal malzemelerin dokusuyla düşüncelerin dokusu arasında yol alırken doğaya nüfuz eden insan aklının paradoksal girdaplarını açıyor..Şengünalp’in sanatı insan doğasının tarih üstü hakikatini arayan, antropolojik ve felsefi bir altyapı ile kendi sanatsal ifade yollarını açıyor.’’ (Meriç Bilgiç) Damla Özdemir, üç boyutlu dijital kolajlarıyla dikkat çekiyor. Marcus Graf sanatçıyı ve yeni eserlerini şöyle yorumluyor : ‘’Yeni işlerinde resmedilen mekanlar diğer parçalara kavramsal bir katkı da sunuyor. Ana karakter ile onu çevreleyen ortamın arasındaki ilişki, dünya ile insanın arasındaki sorunlu bağlantıya dikkat çekiyor. Nihayet, çoğunlukla tuhaf görünen figür-bağlam ilişkisi, Özdemir`in son çalışmalarına biraz gerçeküstü bir karakter veriyor. Bu çalışmalar, Damla Özdemir`in sanatsal yolculuğunda gayet iyi ilerlediğinin bir kanıtı. Ayrıca, işlerindeki sürekli gelişen içerik ve kompozisyon karakteri de, gelecekte sanatçının birçok muazzam serisini göreceğimizi vaat ediyor. ‘’ Derya Özparlak, sergide yer alan heykelleri hakkinda şu yorumlarda bulunuyor. ‘’Uçan balonlu figürleri düşünce balonu fikri ile ortaya çıkardım. Daha sonra bu figürler, kendilerini yerçekimine karşı balonlarla uçarak ifade ettiler. Metalin ağırlığı ve soğukluğuna karşı, renkli ve hafif balonlarla zıtlık oluştururken hem teknik hem de kavram olarak hafifliği yakaladım.’’ Didem Yağcı, çalışmalarında, felsefi ve sanatsal anlamda edindiği farklı bakış açılarını kendi geliştirdiği özgün teknik ve malzeme kullanımı ile dönüştürüp yenilikçi ve yaratıcı formlar meydana getirirken, görsel kompozisyon ve renk dengesi arasındaki ilişkiye özel bir önem vermektedir. Sanatçının eserleri ile ilgili Marcus Graff şu yorumu yapıyor: ‘’Didem Yağcı, kompozisyonlarında renklerin yanı sıra, kumaşlar, eski kitap sayfaları ile geleneksel keçeyi birarada kullanıyor Didem Yağcı’nın yapıtları, böylece görsel güzelliğin çok ötesine geçiyor keza içeriğindeki figüratif kompozisyonlar, insan olmaktan kaynaklı varoluşsal meseleleri de eleştirel bir gözle yeniden sorgulatıyor.’’ Gazi Sansoy, farklı teknikle çalışmaya başladığı Yüzsüzler Serisi işleriyle ilgili şu yorumda bulunuyor: ‘’Temelinde minyatür serisini oluşturmak için kestiğim figürlerin ardında kalan renk lekelerinden kaynaklanan/oluşan biraz rastlantısal bir fikirdi, sonraları çok sevdiğim Rönesans resimlerinde sadece etleri yok edip pop renklerle boyayarak klasik ve çağdaş renk ve kompozisyon zıtlığını oluşturabileceğimi fark ettim. Arkasından da İsa, Meryem, havariler ve mitolojik imgelerin tamamen o dönem koşullarıyla sanatçılar tarafından resmedildiğini (ya da resmettirildiğini), aslında her birinin o resmi yapan sanatçının yani insanın düş gücü olduğunu dolayısıyla aslında o imgelerin gerçek olmadığını ve zaten olamayacağını böylelikle de aslında tamda “Yüzsüzler” adını hakedecek resimler olabileceğini düşündüm… Takip eden süreçte yani bugünlerde sadece bu anlamda resimlere bağlı kalmadan daha çok klasik ve modern zıtlığını birinci plana alarak bu serinin yeni resimlerini ürettiğimi söyleyebiliriz…’’ Kerim Yetkin, kullandığı farklı teknikler ile dokuda fırça darbelerinden ziyade, kesikler, yarıklar ve silmeler ile geçişler elderken, kimi zaman yalın, kimi zaman da bütün içindeki grift anlatım şekliyle izleyicinin öze, çok derinlere gitmesini arzuluyor. Bu yansımalar, sanatçının bazen oldukça geniş tuval yüzeylerinde, bazen de parça bütün ilişkisini irdelediği küçük boy onlarca eserden meydana gelen çoklu kompozisyonlarında muhteşem bir armoni içinde karşımıza çıkıyorlar. Mehmet Turgut, ’Koza’’ eserinden ilham alarak çekimlerini gerçekleştirdiği yeni serisinde, yıllar sonra, ruhundaki kadını ifadelendirme arayışında yeni bir yolculuğa çıkıyor. Sanatçı serinin çıkışı noktası ile ilgili olarak ‘’Bir kadının bütün uzuvlarını çekmek istiyorum. Dirseğini, sırtını, kafasını, kollarını, göğüslerini… Parça parça çekmeye başladım. Niye çektiğimi bilmeden basıyordum deklanşöre. Sonra dedim ki, “Kafamdaki kadını yaratacağım”. Sonunda bir koza çıktı karşıma. Tamamlayamadım kafamdaki kadını, insan formunu veremedim ya da zaten tam değildi kafamdaki kadın.’’ yorumunda bulunuyor. Nurdan Likos, Aklımdakiler serisinden bir eseri ile sergide. Sanatçı, bu seride kendi kişisel hikâyesinden yola çıkarak kadınlara ait bir dünyanın mahremiyetini, günahlarını konu alır. Renkler ile anlatımlarını güçlendirdiği kompozisyonları yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiye de işaret etmektedir. Sanatçı sanatsal üretimlerinde kendisinin de yaşadığı çelişkili bir dünyanın tanımlamasını yapmaya çalışır. Özcan Uzkur, oluşturduğu kimliksiz bedenler, birbirine savaş açmış insan bedenlerinden izler sunuyor izleyicilere. Uzkur’un yapıtlarında, lif ve kan öne çıkarak, bir yandan bedeni oluşturmak üzere bir araya gelip bir yandan ondan ayrılıyorlar. Birleştiği anda tekrar dağılmaya başlayan beden, belki de kendi bedenine yabancılaştığını ve hiçbir zaman tam bir bütün olamayacağını ifade ediyor. Galeri İlayda tarafından temsil edilen ve birbirinden özgün işler üreten sanatçıların işleri 18 Eylül 2016 tarihine kadar Galeri İlayda’da görülebilir.
sanat365.com/blog365

Çemberi Açmak

3 Temmuz 2016 Pazar     266
Galerist, 29 Haziran - 30 Temmuz 2016 tarihleri arasında Aslı Seven küratörlüğünde üç genç sanatçı; Mükerrem Tuncay, Romina Meriç ve Luna Ece Bal’ın eserlerini bir araya getiren "Çemberi Açmak" adlı grup sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin başlığı, varolan ve mükemmel addedilen bir düzeni içinden yırtmaya yönelik olduğu gibi, yeni bir oyunun kurallarını koymak, oyuncularını ve rollerini dağıtmak, gerçekliğin akılcı algısının ötesinde sihirli bir çember açarak geleceği görmek veya değiştirmek gibi roller üstlenir. Ölüm ve çürüme ile beslenme ve yeniden doğuşun döngüsünü merkeze alan bir dayanışma çemberi kurmak, geniş bir enginlikten belirli bir parçayı soyutlamak gibi, çember açma eyleminin içerdiği çoklu anlamlara göndermelerde bulunur. Böylece çemberi dağıtmak, ihlal edilemez mekansal ve zamansal bir sınır çizip gerçekliğe dair edinilmiş bilgiyi askıya almak, anlam ve eylem üretmenin alternatif yollarını önermek anlamına gelir. Aynı zamanda da büyü ve cadılık pratiklerinin çağdaş eko-feminist yaklaşımlar tarafından yeniden değerlendirilişine katkıda bulunur. Sergide yer alan işler değişen bilinç halleri, uyku ve uyanıklık, bilim ve büyü, insan bedeni ve manzara öğeleri arasında metamorfik ilişkiler önerir. Üç sanatçının her birinin açtığı çember gerçeğin dokusu içinde birer delik oluşturur. Mükerrem Tuncay "The Great Depression" isimli video eserinde tek bir jest ile hem uyumakta olduğu şiltenin kumaşı üzerinde hem de kendi bilinç örgüsünde bir yırtık açarak çürüme, beslenme ve yeniden doğuşun bir arada bulunduğu uykunun diğer tarafına geçer. Manzara ve insan bedeni parçaları arasında morfolojik paralellikler kuran Romina Meriç, resimlerinde gerçeküstü bir atmosfer içinde yeryüzünün bedeni ile kadın figürlerini etteki yaralar üzerinden birleştirirken, Luna Ece Bal’ın “Kağıt Üzerinde Büyü” serisi ise cadılık gelenekleri ile modern bilim arasında geçirgen bir alan kurgular. Kağıt üzerine ebru tekniğiyle yansıttığı siyah dairesel biçimler kök hücre görsellerini çağrıştırarak dişil biyolojik üreme ve yaratıcılık süreçlerinin geri kazanımı konularına göndermeler yapar. Mükerrem Tuncay (1987) Lyon, Fransa’da yaşıyor ve çalışıyor. 2013 yılında Lyon’daki Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts’dan mezun oldu. Yakın dönem grup sergileri arasında “ClicksBricks I”, Galerie Christophe Gaillard, Paris (2016); “Une autre conspiration”, Goethe Institut Lyon ve la BF15 Lyon (2015); “Après avoir tout oublié”, Friche Belle de Mai, Marsilya (2015) bulunuyor. Tuncay, Prix ville de Grenoble (2013) ve Anna Lindh Foundation (2009) odüllerini kazanmıştır. Romina Meriç (1989) Istanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 2013 yılında Güzel Sanatlar Yüksek lisansını resim ve baskı alanlarında Yale Üniversitesi’nde tamamladı. Seçilmiş grup sergileri arasında “SUPERFOG”, Great Jones Space, New York (2014); “Current:Gowanus”, ArtsGowanus, Brooklyn (2014) ve “Generations XI: Red/Pink Show”, A.I.R. Gallery, New York (2013) bulunuyor. Luna Ece Bal (1992) Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde Dijital sanatlar yüksek lisansını 2016’da tamamladıktan sonra yine Paris’teki Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts’da Güzel Sanatlar Yüksek Lisansına devam etmekte. Çalışmaları “Love cabinet”, Want to come over/Antenor advisory, Paris (2015); “Exkiss”, L’After FIAC, Le Klub, Paris (2015) ve “Room of possibilities”, Invaders are here to stay, Paris (2015) sergilerinde gösterilmiştir.
sanat365.com/blog365

Luz Blanco, Hiçbir Yerden Haberler

2 Temmuz 2016 Cumartesi     256
02 Haziran – 02 Temmuz 2016 tarihleri arasında SANATORIUM’da üçüncü kişisel sergisini gerçekleştirecek olan Luz Blanco, adını William Morrisin’in `News From Nowhere (1890)` adlı romanından alan sergisinde aslından ayrılmış ve yeniden inşa edilmiş imgelerden oluşan rastlantısal bir döngü görünümündeki yeni serisini sunuyor. Blanco, çizimlerini manipüle ettiği film ve belgesel görsellerinden elde ediyor. Bu sayede sanatçı, grafiklerin yeniden yaratım sürecinde kendi yollarını bulmalarını sağlarken; bizleri diyalektik bir biraraya getirme süreciyle baş başa bırakıyor: Luz Blanco bize çoğunlukla matıksal bir birleştirme süreci sunuyor. Görsel hikâyelerin parçalanışı, tıpkı ikonik objeler gibi gizemli, ortalığa saçılmış, ufalanmış ve kırılgan anlatılar yaratıyor, kendi kurallarını zorla kabul ettirip hikayeyi bitirmiyor. Sanatçıya göre, fotoğraf yoluyla yaratılmış çizimler bir nevi hatıra filtresi işlevi görüyor. Blanco’nun çizim pratikleri ise, transparan/silik, kurgusal/sahici gibi ikilemleri içinde barındırarak, büyüleyici gerçeklikleri ve boşluklarıyla hatıravari bir his teşkil eden imajları oluşturuyor. Odak noktası parçalanmış anılar olan bu sergi, çizimleri parçalarına ayrılmış ve yeniden inşa edilmiş imgeleri tümleşik bir süreçte biraraya getirip bize sunmayı amaçlıyor. Luz Blanco Paris ve İstanbul arasında çalışan Fransız bir sanatçıdır. Sanatı, çizimleri ve kurguları silinti, hafıza karışıklıkları ve farkında olmama arasında olası bir bağ olduğunu keşfetmiştir. Sanatçının 2015’teki New Delhi ve Paris’teki kişisel sergilerinden sonra Haziran ayında yeni kişisel sergisi SANATORIUM’da görülebilir. Ağırlıklı olarak çizimlerden oluşan son çalışmaları bizi bir çeşit arkeolojik belleğe daldırır. Bu da post dijital estetiğe çok yakındır. Sanatçı uzun bir çizim süreci içinde bazı dijital görüntülerin çerçevelerini, noktalarını ve mekanik aksamlarını uyarlamıştır. Görüntülerin kırılganlığını sorgulamayı amaçlarken yaralanabilirlik kavramını incelemiştir.
sanat365.com/blog365

Serkan Adın, e

10 Mayıs 2016 Salı     387
x-ist, 7 Nisan - 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında Serkan Adın`ın "e" başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Çalışmaları daha önce Kanada, Amerika, Japonya başta olmak üzere farklı ülkelerde sergilenen Serkan Adın`ın x-ist`teki altıncı kişisel sergisi "e", sanat izleyicisiyle buluşuyor. Paketli ürünlerin etiketleri üzerinde yer alan ve ürünün hacim ya da ağırlığının değişkenlik gösterebileceği miktarı işaret eden "e" sembolü, bizi hata payı için uyarır. Nesneyi cazip hale getirmenin en kestirme yöntemi, onu çekici kılacak bir ambalajla sunma fikri ve sanatçı kadın figürüne olan bakışı irdelemeye buradan başlıyor. Yaklaşık 15 yıldır çalışmalarının odak noktasında her zaman "kadın" olan Serkan Adın`ın son sergisinde de bu kez kadın figürünün nasıl ambalajlanarak, nesnelleştirildiğine dair bir eleştiri gözlemliyoruz. Kimi zaman saklamak ya da muhafaza etmek, kimi zaman cazip hale getirmek adına ambalaja sarılanı, eksiğiyle ya da fazlasıyla kabul ettiğimizi gösteren "e" sembolünden faydalanan Serkan Adın, serginin ismini de bu +/- göndermesinden çıkarıyor. Çalışmalarında geleneksel ve teknolojik teknikleri bir arada kullanan ve daha önce kullandığı baskı resim teknikleriyle Bulgaristan`da 11. Uluslararası Varna Bienali (2001), İspanya`da Printmakers, (2002), Japonya`da 4. KIWA-Kyoto Uluslararası Kyoto Ağaçbaskı Birliği (2003) gibi ödüller kazanan Serkan Adın; "e" isimli sergisinde yer alan eserlerinde yine farklı malzeme ve teknikleri bir araya getiriyor. Hazırladığı görselleri önce dijital ortamda renk alanlarına göre ayıran sanatçı, her bir görselin renk kartelasını çıkarıyor. Kartelada eşleştirilen 6000 ila 9000 renk parçacığı, 150 ila 200 arası değişen renk ve tonları ile temsil ettiği renge göre insülin enjektörle yardımıyla boyanıyor. Son sergisinde yeni yöntemlere de yer veren sanatçı, sanatseverinde işe müdahalesine açık olan mıknatıslı yerleştirmelerin yer aldı üçlü serisi "Ucuz Hüzün" ya da Fransız bayrağı renklerine gönderme yapan, ledli renk değiştiren "Üç Eksik Renk" işi gibi çalışmalarına interaktif bir boyut katarak, izleyiciyle daha yakın bir ilişki kuruyor.
sanat365.com/blog365

Selçuk Artut, Sımsıkı

10 Mayıs 2016 Salı     318
Galeri Zilberman proje alanı 26 Mart – 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında gerçekleşecek, Selçuk Artut’un Sımsıkı adlı proje sergisini duyurmaktan mutluluk duyar. Çalışmalarında dijital teknoloji ve ses mimarlığının imkanları hakkında felsefi tartışma yaratan, çok yönlü sanatçı Selçuk Artut, galeriyle yaptığı bir önceki sergi Verisel Gerçeklik (2014) ile ses, etkileşimli yerleştirme, sanal gerçeklik gibi unsurları bir araya getirerek sanat objelerinin işlevselliğini sorgulamış, Sonsuza Dek (2011) sergisi ile Endüstri Devrimi ve dünya savaşlarının sonucu olarak süregelen kaos ve makina yapısı arasındaki ilişkiyi incelemişti. Galerideki yeni projesi Sımsıkı’da sanatçı, önceki sergilerinde de yer alan sonsuzluk, çok seslilik ve algısal çeşitliliği, üretim fikri üzerine kurguladığı deneysel bir projeye çeviriyor. Sanatsal ve endüstriyel açılardan üretimin aynılaştığı ve ayrıldığı durumlar üzerine izleyiciyi sanatı tüketmeye davet ediyor. Proje, sanatçı tarafından tasarlanarak üretilmiş, içerisinde elektronik devre olan kavanozlar üzerinden sanat nesnesi ve endüstri nesnesi arasındaki ince çizgiyi gündeme getiriyor. ‘Kavanoz’ nesnesi sanatçının ellerinde, seri üretim ve sanatsal üretimin ‘biricik’lik kaygısı arasındaki gri alanda titreşiyor; bu iki üretimin nerede başlayıp nerede bittiğine dair bir soru soruyor. Oyuncaklaştırdığı bu sanat nesneleri, yaydıkları titreşim ve gürültüyle birbirlerine yaklaşarak ‘sımsıkı’ kenetleniyor ve bu durumun ‘ironik’liğine değinerek estetik ve form üzerine kışkırtıcı bir tartışma alanı yaratıyor. İzleyicilerin düşük bir meblağ karşılığında sahip olabileceği kavanozlar, aynı zamanda heykelleşmiş minik bir nesne üzerinden elektronik sanatların doğası gereği erişilebilir olması fikrine değiniyor. Proje, izleyicilerin satın alımı üzerinden kendini fonlayarak sonsuz bir üretime dönüşüyor ve ‘tüketimle gelen üretim’i de kendine mal edip dönüştürerek farklı bir model sunuyor. Sanatçı sergiyle ilgili şunları aktarıyor: Evet, doğru. Her şey değişiyor. Ben değişmiyorum diyemem. Etrafıma bakıyorum. Onlar da değişiyorlar ama onların değişimini sürekli takip edemiyorum. Oysa bir anda herkese sımsıkı sarılmak ve “Durun!” diye haykırmak istiyorum. Durmalıyız, çünkü durmazsak birbirimizi göremeyiz. Durun ve şimdi herkes birbirine sımsıkı sarılsın. Bir somunun vidaya geçip sarılması gibi sapasağlam ve sımsıkı olalım ve titremeye başlayalım. Titrersek fark edilebiliriz. Ama sürekli aynı hareketle değil, nasıl olduğunu bilmeden, ‘Anlamsız mı?’ diye sorgulamadan...

ALIŞVERİŞ SEPETİM

Sepeti Kapat