sanat365.com

"Sanatorium"

sanat365.com/blog365

İlişkiler

15 Ekim 2019 Salı     85
SANATORIUM, 25 Ekim - 1 Aralık 2019 tarihlerinde Türkiyeli sanatçı Yunus Emre Erdoğan ile Avusturyalı sanatçı Clemens Wolf’un son dönem işlerini kapsayan, Domenico de Chirico küratörlüğündeki “İlişkiler” adlı iki kişilik sergiye ev sahipliği yapacak. Sergide Yunus Emre Erdoğan ve Clemens Wolf’un araştırdığı mekân, bir yere oturtması zor, neredeyse uçucu, incecik bir mekân olarak tanımlanabilir. İki sanatçının, sanatsal araştırmaları arasındaki çeşitli benzerlikler, temelleriyle yüz yüze geldiklerinde daha da canlı hale geliyor. Her ikisinin de özünde, iki sanatçının işlerinin de yaratıcı temelini oluşturan o ilk anda, kurucu anlam, arka planın kokusu ve altta yatan nefes veya nefessizlik yer alıyor. Yunus Emre Erdoğan çalışmalarında yerler ve objelere, onların ışık ve mekânın çeperleriyle etkileşimine gözünü dikiyor. Çoğunlukla karakalem olan çalışmaları geniş olduğu kadar yoğun bir atmosfere de sahip. Mekânsal öğeler, neredeyse minimalist yönlere meylederek formalizmden sıyrılıyor çoğunlukla. Nesnelere yönelik hayaletvari bir bakış geliştiren sanatçı, mekândaki nesnelerin bıraktığı belli belirsiz sesler ve görünmez izlere dayanan metafizik bir anlam arayışına girerek boşluğun varlığının peşine düşünüyor. Diğer yanda ise Clemens Wolf’un eserleri, malzeme ve renklerin özgül bir şekilde kullanılması aracılığıyla temsil ve soyutlama arasında dalgalanan bir düşünme halindeki hassas ve geçici bir anı yakalamaya yönelik bir çabayı ortaya koyuyor. Genleşmiş bir metal parçasını fırça olarak kullanan Wolf, metal parçasını reçineye batırıp ona pigment ekleyerek yoğun dokulu ve tek renkli bir kompozisyon yaratmak amacıyla tuval üzerine ilk olarak kalın bir yağlı boya tabakası sürüyor. Böylece nihai kompozisyonlar aslında tuvalin yüzeyine dokunmadan ortaya çıkmış oluyor. Süreç teslimiyetle, teslimiyet de mekânsal soyutlamanın uçuculuğuyla örtüşüyor.
sanat365.com/blog365

Batu Bozoğlu, Döngü

3 Mart 2017 Cuma     471
Batu Bozoğlu`nun Döngü adlı performansı, Performistanbul işbirliğiyle SANATORIUM`da gerçekleşecek."Öğrenilmiş çaresizlik", geleceklerine etki edemediğine kanaat etmiş ve iktidarlıkları yok edilmiş bedenlerin ve akılların, kayıtsız ve korunaksız varlık durumunu ifade eder. Tarif ettiği çaresiz beden, başına gelecek iyi veya kötü her şeyin kendisi dışında etkenlere bağlı olduğunu bilir ve bu nedenle kendi hedeflerini belirlemez, eyleme geçmez. O pasiftir, sadece bekler. “Döngü” şansa ve rastlantıya teslim olmuş hayatın doğal döngüsünden bir sahnesidir. Toprağa sokularak üzerlerine yağan kaderi beklemeye alıştırılmış ve toprak olmuş bütün insanları anlatır.
sanat365.com/blog365

The Wall: Bir Ses Yerleştirmesi

7 Şubat 2017 Salı     373
SANATORIUM 12 Ocak - 18 Şubat tarihleri arasında Sinan Bökesoy`un "The Wall" adlı ses yerleştirmesini sergileyecektir. The Wall/Duvar mimari anlamda iki bölümü birbirinden ayıran, bir çevrilmişlik ya da açığa çıkarma eylemini gerçekleştiren en basit yapı elemanıdır. Aynı zamanda enformasyonu ve korunması gereken alanları kontrol altına alır (firewall), olayları gizler ve bir izolasyona işaret eder. Tüm bunlar bir otoritenin varlığını gösterir. Diğer mimari öğeler gibi, duvar ‘ev sahipliği’ yaptığı ortamın ses akustiği tanımlar. Kendisine çarpan, yansıyan ve içinden geçen tüm enformasyon değişime uğrar. "Duvar" yerleştirmeleri, bu doğal akustik davranışı tasarımlanmış ses ortamlarına uygulayarak kişiler, olaylar ve topluluklar arasındaki görünmeyen duvarları somutlaştırma/duyulabilir hale getirme amacını taşır. Ziyaretçi, yerleştirmelerin fizik ortamlarını etkileşimli ses bölgelerini katederek ve duvarın iki tarafının ses ortamına tanıklık ederek dolaşır. Galerideki yerleştirmeler hakkında: “Bahçeler/Gardens” duvarlar tarafından oluşturulmuş/sınırlanmış iki izole ortamı ses belgeleri ile bize sunar, biri zoraki yapılmış bir duvar diğeri ise isteyerek oluşturulmuş bir duvardır.“Yakınlık/Proximity” iki ayrı zamana ait savaş ortamını bir duvar ile birbirinden ayırarak sunar. Nasıl ziyaret edilir? Ziyaretçi iPhone/iPad için geliştirilmiş yerleştirme uygulamasını ve bir adet kulaklık kullanarak, iPhone’u dik pozisyonda tutacak şekilde mekanda dolaşır. Mekandaki duvar/duvarlara etkileşimli bir ses performansı sunulabilmesi için elektronik bileşenler yerleştirilmiştir. Bu şekilde ziyaretçinin hareketleri ve yön bilgisi, iPhone tarafından mekanda ve duvar boyunca işlenerek, yerleştirmenin tasarımlanmış üç boyutlu ses uzayını gerçek zamanda iletir.
sanat365.com/blog365

Fulya Çetin, Geceden Karanlık

10 Ekim 2016 Pazartesi     722
Fulya Çetin`in "Geceden Karanlık" isimli kişisel sergisi 30 Eylül 2016 - 05 Kasım 2016 tarihleri arasında SANATORIUM`da izleyici ile buluşuyor. Sergi sanatçının Aile-Devlet-Kadın ve Eril tahakküm üzerine şekillenen son çalışmalarını kapsıyor. Yaptığı yağlıboya resim ve video yerleştirmelerle toplumun en büyük diktası olan erkek hegemonyasının nasıl onaylandığının, desteklendiğinin, yüceltildiğinin ve meşrulaştırıldığının altını çizen sanatçı, kadınların bu sistem içerisindeki mücadelesini görünür kılıyor. Fulya Çetin, bir kutlamaya ait imgeleri adeta sessiz bir mateme dönüştürüyor. Erkek şiddetine karşılık yaşamak için öldürmek zorunda kalan kadın mahkumların hikayelerinden metaforlarla "gerçekliğe" tekrar tanıklık edeceğimiz "Geceden Karanlık" sergisi 5 Kasım 2016 tarihine kadar SANATORIUM`da görülebilir. "Bir kadının kendi hayatının geleceğine ilişkin sahip olduğu hayaller, başka birinin kıskançlığının ya da birinin ona yönelik apaçık yıkıcılığının alevlerinde de öldürülebilir. Ailenin, akıl hocalarının, öğretmenlerin ve arkadaşların haset duyduklarında ille de yok edici olmaları gerekmez, ama bazıları gerek gizli gerekse o kadar da gizli olmayan şekillerde kesinlikle ve kararlı bir biçimde yıkıcıdır. Hasmane bir sevgi ilişkisine, ana babaya, öğretmene ya da arkadaşa hizmet ederken hiçbir kadın yaratıcı hayatını askıya almaktan kendini kurtaramaz." Kurtlarla Koşan Kadınlar /Clarissa P. Estes Fulya Çetin: 1970 İstanbul doğumlu sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü`nden 1995 yılında mezun olmuştur. Kişisel sergileri arasında "Havaya Karışan" (DEPO, 2015), "Nehir Altı Nehir" (artSümer 2013), "İyi Geceler" ( Manzara Perspectives 2011), "Tahrip Koleksiyoncusu" (44a, 2010) ve "Bahar Temizliği" (Nalan Yırtmaç ile beraber, Karşı Sanat Çalışmaları, 2006) sayılabilir. Katıldığı karma sergilerden bazıları, "Kayıpta Saklı" (Karşı Sanat Çalışmaları, 2016), “Stay with Me" (Apartman Project, Berlin, 2014), "Güllük Gülistanlık" (Opelvillen Rüsselsheim, 2012), "Ateşin Düştüğü Yer" (DEPO, 2011), "Pis Hikâye" (BM Suma, 2009) "Resmi Para Birimi" (Kasa Galeri, 2007) ve Hafriyat sergileridir. Çetin, Hafriyat Karaköy içinde yer almıştır.
sanat365.com/blog365

Luz Blanco, Hiçbir Yerden Haberler

2 Temmuz 2016 Cumartesi     430
02 Haziran – 02 Temmuz 2016 tarihleri arasında SANATORIUM’da üçüncü kişisel sergisini gerçekleştirecek olan Luz Blanco, adını William Morrisin’in `News From Nowhere (1890)` adlı romanından alan sergisinde aslından ayrılmış ve yeniden inşa edilmiş imgelerden oluşan rastlantısal bir döngü görünümündeki yeni serisini sunuyor. Blanco, çizimlerini manipüle ettiği film ve belgesel görsellerinden elde ediyor. Bu sayede sanatçı, grafiklerin yeniden yaratım sürecinde kendi yollarını bulmalarını sağlarken; bizleri diyalektik bir biraraya getirme süreciyle baş başa bırakıyor: Luz Blanco bize çoğunlukla matıksal bir birleştirme süreci sunuyor. Görsel hikâyelerin parçalanışı, tıpkı ikonik objeler gibi gizemli, ortalığa saçılmış, ufalanmış ve kırılgan anlatılar yaratıyor, kendi kurallarını zorla kabul ettirip hikayeyi bitirmiyor. Sanatçıya göre, fotoğraf yoluyla yaratılmış çizimler bir nevi hatıra filtresi işlevi görüyor. Blanco’nun çizim pratikleri ise, transparan/silik, kurgusal/sahici gibi ikilemleri içinde barındırarak, büyüleyici gerçeklikleri ve boşluklarıyla hatıravari bir his teşkil eden imajları oluşturuyor. Odak noktası parçalanmış anılar olan bu sergi, çizimleri parçalarına ayrılmış ve yeniden inşa edilmiş imgeleri tümleşik bir süreçte biraraya getirip bize sunmayı amaçlıyor. Luz Blanco Paris ve İstanbul arasında çalışan Fransız bir sanatçıdır. Sanatı, çizimleri ve kurguları silinti, hafıza karışıklıkları ve farkında olmama arasında olası bir bağ olduğunu keşfetmiştir. Sanatçının 2015’teki New Delhi ve Paris’teki kişisel sergilerinden sonra Haziran ayında yeni kişisel sergisi SANATORIUM’da görülebilir. Ağırlıklı olarak çizimlerden oluşan son çalışmaları bizi bir çeşit arkeolojik belleğe daldırır. Bu da post dijital estetiğe çok yakındır. Sanatçı uzun bir çizim süreci içinde bazı dijital görüntülerin çerçevelerini, noktalarını ve mekanik aksamlarını uyarlamıştır. Görüntülerin kırılganlığını sorgulamayı amaçlarken yaralanabilirlik kavramını incelemiştir.
sanat365.com/blog365

Ludovic Bernhardt, Uyuyan Koloni

8 Haziran 2016 Çarşamba     421
Bu dünyada sanatçı, bireysellik oyununa kendini kaptırmış kolektif bir temsilin ürünüydü. Her zamanki gibi uyandığında, güçlenmiş olarak çıkacağına ikna olmuş şekilde sanatın ideolojik alanına onun mekânını ele geçirmek için girecekti. Hareketleri, bu mekânın sanal doğası tarafından musallat olunan bir hayaletinkiler gibiydi. Alan onun hayalete benzer doğasına boyun eğmedi; ancak kendisi de habitatın maddi şeklini kaybetmesiyle olumlu yönde meşguldü. Duvarların içinden geçerek gezmiyordu: duvarlar onun içinden geçerek geziyordu. Adımları zeminin üstünde kayacaktı; ayaklarının yaptığı her hareket bin yıl sürüyormuş gibi göründü; elleri duvarları sıyırıyordu, böylece hissettiği şey elbette garipti; duvarlardaki sanat eserleri kontrol edilemez bir hızla parlıyorlardı, oysaki galeriye girdiğinden beri bedeni bir santim bile hareket etmemişti. Mimari unsurlar parçalar halinde kopuyordu. Yapılarını açarak sanatçının ruhani maddesini delip geçtiler. Birdenbire galerinin tavanı boylu boyunca yarılmaya başladı ve yüzeyini kıran bir boşluk oluştu. Beton parçaları ince tabakalar halinde düşmeye başladı, ta ki tüm tavan boğucu bir toz bulutunun ortasında bir gümbürtüyle çökene kadar. Enkazın altında kalan sanat eserleri yıkıntılarla birleşti. Şimdi bir savaş beyine dönüşen sanatçı, emrindekilere durumla ilgilenmelerini emretti. Bir sağanağa yaraşır bir ortamda operasyonları soğukkanlı ve dikkatli bir şekilde yürüttü. Hepsi sanat dünyasına kabul edilmek içindi. Sanatçı tehdit altında hissetmiyordu. Sonunda, uzun bir süre sonra (yıllar geçmişti), raundu kaybetti ve alanı yeniden kurması için yerini başka birine verdi. Bunun için, bin yerleşimcinin doğru zamanda uyanmak üzere uyumaya bırakılacakları devasa bir yatakhane kurdu. Sıralarını bekleyen bir ruh kolonisi yatmış uyuyordu. Sergi, 28 Nisan - 28 Mayıs 2016 tarihleri arasında Sanatorium`da görülebilir.
sanat365.com/blog365

Çağla Köseoğulları, Akışkan Olan Her Şeyim Katılaştı Dün Düşümde

10 Mayıs 2016 Salı     463
Varoluşumuzun anlamı küçük bir kuşun ölü bedeninde somutlaşabilir mi? Kırılganlığımız, üst üste konmuş kayaların dengesinde anlatılabilir mi? Buruşmuş bir kumaş; üzerimize atılmış, kurtulamadığımız ağı betimleyebilir mi? Temel meselemiz hayatta kalmak. Ama nasıl? Çağla Köseoğulları ilk sergisinde odağını kente, kente göç eden bireylere ve onların arkada bıraktıklarına yöneltmişti; bu ikinci sergisinde ise odağını doğaya ve doğanın içinde insan varoluşuna çeviriyor. Anlatımcı dil ve figürler yavaş yavaş yerlerini eşyalara, dokulara, ‘şey’lere bırakıyor... Köseoğulları’nın “Akışkan olan her şeyim katılaştı dün düşümde” başlıklı sergisi, sanatçının birbirine dokunan unsurları betimlediği kağıt üzerine mürekkep çalışmalarını bir araya getiriyor. Bu işlerde de çizgi ön planda olmasına rağmen dokunuşun ve kütlelerin dokusunun yarattığı yeni bir hisle karşılaşıyoruz. Ölü kuşlar ve vahşi hayvanların birer parçası olduğu sahneler bize yakın bir felaketin haberini taşırken; kimliksizleştirilen portreler yarattığımız sistemin ağırlığını, dünya ağrısını görünür kılıyor. Yüzleri yarı saydam bir yüzeyle kapanmış bu portreler, yalnızca ölüm ve yok oluş fikrini çağrıştırmıyor; aynı zamanda sağ kalmanın, tanıklığın ağırlığını da hissettiriyor. Hepimizi kuşatan tedirginlik hissi üstümüze inen perdede, o ikinci yüzeyde vücut buluyor. Parlak yüzey üzerine mürekkeple oluşturulmuş beden parçaları ve lekelerse incelikle tasarlanmış, karmaşık bir görsel düzene sahip. Mürekkebin yüzeydeki izi yangından kurtarılmış fotoğraf etkisi yaratarak parçalanmışlık, kayıp ve boşluk kavramlarını tekrar çağırıyor. Adeta havada asılı kalmış bu katmanlı parçalar ve siluetler kayıplara karışanların sesine kulak vermemizi istiyor. Başlığını bir şiirden* ödünç alan bu siyah beyaz sergi, şiirsel eserlerle izleyiciye ortak bir his geçirmeyi ustalıkla başarıyor. Akışkanlığımız bu sergide hem o güzel kuşun artık hayattan yoksun vücudunda hem bizi avlayan tel örgüye benzer kumaş ağda hem de gövdeden kopmuş el ve ayakların uçlarında katılaşıyor; varoluşumuzun sarsıcı gerçekliğini yüzümüze vuruyor. *Eren Kazım Akay, Kalender

ALIŞVERİŞ SEPETİM

Sepeti Kapat