sanat365.com

"Galerist"

sanat365.com/blog365

Yeşim Akdeniz `In Situ Wo`

11 Kasım 2019 Pazartesi     103
Galerist, Yeşim Akdeniz`in kişisel sergisi `In Situ Wo`yu 9 Kasım - 14 Aralık 2019 tarihleri arasında Ballon Rouge Club, Brüksel`de sergilemekten mutluluk duyar. Yirmi yılı aşkın süredir resim yapan Akdeniz, son dönem üretimlerinde mekan algısını tamamen yok sayarak sürreal yaklaşımı ile kurgusallığı bir adım daha öteye taşır. Sanatçı, aynı zamanda hem resim tekniği açısından kendine meydan okumak ve hem de yeni eserlerinin konusu ve eleştirelliği ile ilgili olarak, paletinden beyaz boyayı çıkarır; resimlerin arkaplanları derin mor, mavi, yeşil, kırmızı, altın renklerine bürünür. Resimlerinin mücevherleri anımsatan renkleri, resmedilen imgeler ve bunların ima ettikleri, birnevi `Doğu`lu hassasiyetini`, yabancı olmayı, bilinçli bir `Oryantalizm` tasvirini çağrıştırır diyebiliriz. İnsan bedeni tasvir edilmemiştir ancak kaynağını tam çözemediğimiz bir bir yerden gelen ışık ve sis içinde uçuşan nesneler, bize bir bedenin varlığını ima ederler. Akdeniz`in resimleri hiç olmadığı kadar gizemlidir. Resimlerinde hemen hiç insan bedeni tasvirine yer vermeyen sanatçı, bunun yerine insan yapımı objeler, mimari ögeler, hayvanlar veya insan bedeninin ufak parçalarını tercih eder.Yeni işlerinde ise eşofman takımları,patlıcanlar, yeşil biberler, plastik sandalyeler, terlikler ve tesbihler, unicorn balonları ve hatta Şehrazad’ı görebiliriz. Tüm bu nesneler anlamlar yüklenmiş ancak yerçekiminden kopmuş bir şekilde uçuşurlar. Özellikle `Bauhaus` serisiyle başlayarak 2002 yılından bu yana, sanatçı; üretimlerinde insan yapımı objelerin ontolojisini ve bu objelerin etrafında şekillenen inanç sistemlerini sorgulamaktadır. Bedenler tasvir edilmemiş olsa da, eril olan da, dişil olan da referanslar aracılığıyla bir hikaye evreni içinde bize kendini gösterir. Adeta tüm evren ve hikayesi kurgulanmıştır. Magritte`in Shéhérazade, 1950 eserine oyuncul bir gönderme yapan Akdeniz’in Şehrazad’ının ağzı yoktur, gözleri inciler yerine tesbih boncuklarıyla çevrilidir. Binbir gece masallarının anlatıcısı burada sesinden ve hikayesinden yoksun kalmıştır, ki hikayeye göre bu gizemli doğulu kadının hayatını kurtaran tam da sesini duyurabilmesi, hikayesini anlatabilmesidir. Bu yoksunluğun bugün neyi temsil ettiğini tahmin edilebiliriz. Akdeniz’in yeni eserleri ironik ve doğal olmayan, yersiz yurtsuzluk, göçmen olmak ve savrulmak üzerinedir; özellikle tüm bunların, ikonolojisi ve göçmen olmanın sembolleri üzerinedir. (Sanatçı, 1998 yılında Türkiye’den Almanya’ya, 2018 yılında ise Belçika’ya göç etmiştir). Sergi bize isminin içeriğini de, ikilemini de, sorgulayıcılığını da yansıtır; `In Situ Wo` Latince `doğal/olması gerektiği yerde olan` anlamına gelen `In Situ` ile Almanca `neresi` anlamına gelen `Wo`nun bir araya gelmesiyle oluşur.
sanat365.com/blog365

Vahit Tuna, Pşisel Sergi

13 Şubat 2017 Pazartesi     420
Galerist, Vahit Tuna’nın "Pşisel Sergi" başlıklı üçüncü kişisel sergisine 7 Mart - 8 Nisan 2017 tarihleri arasında Alt Sanat Mekanı, MARS ve REM Art Space ile eşzamanlı ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar. Birbirinden bağımsız dört mekana yerleştirilmiş tek bir sergi olarak "Pşisel Sergi", `Psişe (psyche)` ve `kişisel` kelimelerinden türetilmiş bir isim önerisidir. ...Psişe kişiliğin tümünü tanımlar, bilinçli veya bilinçdışı, tüm duygu, düşünce ve davranışları içerir. Psişe birbirinden farklı çalışan ancak birbirleriyle etkileşimde bulunan sistemlerden oluşur. Kişiliğimizdeki en etkili güç tüm insanlık tarihinin deneyimlerini kapsayan kolektif bilinçaltımızdır. Kolektif bilinçaltımız tüm ortak deneyimlerimizi tanımlamada bizi yönlendirmektedir... C.G. Jung Tuna bu sergisinde öznel zaman ile nesnel zaman arasındaki farklılıkları, bellek/kayıp ve bilinç arasındaki mesafeleri kolektif olan üzerinden yeniden okuyor. Serginin dört farklı mekana yerleştirilmesi izleyiciyi eş zamanlı olarak yapıt/zaman/mesafe/bellek kavramlarını yeniden okumaya teşvik ederken, alışılageldik sergi izleme biçimlerinin dışında yeni bir deneyim alanı sunuyor. "Pşisel Sergi" nesnelerin sadece görsel taraflarına değil, ses, beden ve tin ilişkisine de dikkat çeken bir sergi. ...Belki de şu mermer parçası bir sonsuz canlı cisimler yığınıdır ya da balıklarla dolu bir göl gibidir... Leibniz "Pşisel Sergi", 7 Mart 2017 Salı günü saat: 16.00’dan itibaren Alt Sanat Mekanı, Galerist, MARS ve REM Art Space’te eş zamanlı olarak açılacak, saat 18.30’dan itibaren Alt Sanat Mekanı’nda serginin açılış buluşması gercçekleşecektir.
sanat365.com/blog365

Göremediğimiz Tüm Işıklar

7 Şubat 2017 Salı     425
Galerist, 12 Ocak – 11 Şubat 2017 tarihleri arasında "Göremediğimiz Tüm Işıklar" adlı grup sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyuyor. Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği sergi Hera Büyüktaşçıyan, Deniz Gül, Tunca ve Burcu Yağcıoğlu’nun eserlerini bir araya getiriyor. Başlığını, Anthony Doerr’in aynı adlı kurgusal-tarih romanından alan sergi, hafıza, gelecek, bilgi, kavrayış ve umudun metaforu olarak "ışığın", görülüp ulaşılamayan, hissedilip dillendirilemeyen, anlanıp anlatılamayan yanına dair bir sezgi oluşturmayı amaçlıyor. Öğrenme ve bilme, bilme ve anlama, anlama ve yorum arasında tarih, hafıza ve sanat, anlam üreten makinalar olarak harekete bağımlıdır. Ve hareket etmeyen bir makina anlamsızdır. "Bilgi"nin inşası ve tarihin/hafızanın çelişkilerine yönelik ortaya çıkmış olan bu erken kehanete rağmen, tarihe bugünden bakmak, bugünün koşulları çerçevesinde yargılamak da hala günümüzün en çekici ama en lanetli yanıdır. Tarih, şimdiki zamanın oluşturduğu bir kurgulamanın nesnesidir ve yansıttığını iddia ettiği gerçekle ilgisi her zaman sorgulanabilir. Aşırı hassas dönemimizin keskin ışıkları altında geçmiş, gündemdeki bir alıntıya dönüşür. Bugün, analiz ve eleştiri hem tarih hem sanat anlatısının ayrılmaz bir parçasıdır ve tıpkı tarih/hafıza olgusunda olduğu gibi sanatta da pasif, kırıl maz, kusursuz ve tarafsız bir temsil beklemek mümkün değildir. Ancak günümüz gerçekliğinin algılanmasında fantazyaların ve imgelerin anlamını kavramak bir tür "bilme" sürecini tetikleyebilir. Sanat, olgular yığını karşısında parlayıp sönüveren o ışıldama anını yakalayabilir, ışığın titreştiği bir geleceği kavrayabilir, akışın içinden bir "an"ı tohum gibi içinde barındırabilir.
sanat365.com/blog365

Rasim Aksan, 12.12.12

27 Kasım 2016 Pazar     490
Galerist, 17 Kasım – 30 Aralık 2016 tarihleri arasında figüratif ve hipergerçekçi eserleriyle tanınan sanatçı Rasim Aksan’ın “12.12.12” isimli üçüncü kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. İsmini sanatçının askerliğe başladığı 12 Aralık 2012 tarihinden alan sergi, zorunlu askerlik sürecinin sona ereceği tarihten geriye gün sayma pratiğine odaklan ırken, bir biçim ve nesne olarak bu pratiğin merkezinde yer alan şafak kartlarından esinlenir. Aksan bu yeni çalışmalarında şafak kartlarının anavatan, sevgiliye duyulan özlem ve kadın bedeni imgeleri arasında kurduğu çağrışımsal ilişkiyi merkeze alarak kartların ön yüzündeki imgelemi yeniden yorumlar. Sanatçının kağıt üzerine suluboya kalem ve akrilik airbrush kullanarak ulaştığı son derece hassas detaylara sahip hipergerçekçi görselliğin ardında otobiyografik ipuçları ve keskin bir toplumsal eleştiri bulunur. Aksan’ın düzenlemeleri, erkekler arası bir sosyalleşme geleneğinin temelini oluşturan ve askerlik deneyimi boyunca birer projeksiyon nesnesi olan imgelere odaklanır. Sanatçı bu bağlamda erotikleştirilmiş kadın bedeni ve ‘ana’ nitelemesini taşıyan vatan toprakları; her ikisine duyulan özlemin klişeleşmiş ifadeleri olarak kalp ve çiçek resimleri ile erkeksi eylemi simgeleyen tüfek ve tank gibi fallik nesneleri yan yana getirir. Askeri üniformanın cebine sığabilecek boyutlardaki şafak kartlarının dört imgeyi yan yana getiren poliptik yapısı, Aksan’ın işleri üzerinden okunduğunda sanat tarihinde temel bir yer tutan, kiliselerin ibadet alanlarında dini temaları sahneleyen altar panolarını andırır. Bu sanat tarihsel bağlam üzerinden işler bir yandan dinin yerini sermayeyle bütünleşmiş ulus devletin aldığı bir ikonolojiye, diğer yandan da günümüzde en mahrem alanlara kadar sızan kitlesel imge bombardımanına ve bu imgelerin mikro kültürel yorumlarına gönderme yapar.
sanat365.com/blog365

Elif Uras, Hayal Meyal

10 Ekim 2016 Pazartesi     417
Galerist, Elif Uras’ın “Hayal Meyal” isimli sergisine 23 Eylül-6 Kasım 2016 tarihleri arasında ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyuyor. Sanatçının İstanbul’daki üçüncü kişisel sergisinde son dönem resim ve seramik çalışmaları yer alıyor. Uras’ın son dönem resim ve heykelleri günümüz toplumunda kadının evcil, üreten, işgücüne dayalı temsiliyetini yansıtır. İşlerde konu edilen kadın kahramanlar iç ve dış mekanlarda içine dönük ve homososyal bir çerçevede betimlenir. Ancak, bu kahramanlar kadının nesnelleştirilmesine dair indirgemeci bir yorumdan ziyade günümüz küresel ekonomisinin üretici ve tüketici birer parçası olarak yansıtılırlar. Bu eserlerde gelenek ile sekülarizm ve liberalizm gibi modernist ilkelere dair kadın öncülüğünde bir diyalog başlatılarak kamusal ve özel alan arasındaki çizgi durmaksızın yeniden belirlenir. “Hayal Meyal”, Batı modernizmi ile Doğu kültür ve sanatının geleneksel özellikleri arasındaki karmaşık ve değişken ilişkiye dair sanatçının uzun süredir üzerinde durduğu temalarda yeni bir sayfa açar. Figürasyon ve soyutlama arasında gidip gelen sanatçının eserleri resim ve seramik sanatı arasında form, içerik ve estetik bağlar kurar. Tarihi kaynaklardan türetilen motifler, çağdaş başörtüsü tasarımlarından esinlenen, canlı renklerle dolu dişileştirilmiş desenler ile birleşir. Seramik heykeller ise geleneksel çini işçiliğinin hassas ve ince detaylı fırça izlerini püskürtme boyanın graffiti benzeri, dışavurumcu desenleriyle birleştirerek kişisel bir görsel dile varır. İçinde kıvrımlı vazoların sıralandığı, mekana özgü bir duvar nişi gibi geleneksel mimari ve dekoratif öğeler barındıran sergi, mekandaki yerleşimiyle birlikte kadın bedeninin ve yaratıcı gücünün bir yansıması niteliğini taşır. Galerinin girişinden itibaren kıvrılarak hareket eden izleyici, resimler, seramik vazolar, tabaklar ve heykellerle dolu birbiri ardına dizili odaları takip ederek son bölümde göbek şeklinde seramik bir çeşme ve duvar ölçeğinde bir çini yerleştirmeyle buluşur. Elif Uras Hakkında Yaşamını ve çalışmalarını New York ve İstanbul`da sürdüren Elif Uras; Columbia Üniversitesi Güzel Sanatlar Yüksek lisansını 2003 yılında tamamlamadan önce ekonomi ve hukuk öğrenimi gördü. Solo sergileri arasında Aldrich Contemporary Art Museum, Connecticut; Kirkhoff, Kopenhag; Smith-Stewart, New York, Gavlak, West Palm Beach ve Kenny Schachter/ROVE, New York bulunur. Eserleri 9. Şangay Bienali, Şangay; P.S.1/MoMa, New York; Proje 4L/Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi, İstanbul; Mary Boone Gallery, New York; Greene Naftali Gallery, New York ve Andre Kreps, New York’ta sergilenmiştir. Uras’ın eserleri Metropolitan Museum of Art, New York, Ringier Collection, Zurich ve Maramotti Collection, Reggio Emilia gibi dünyaca önemli koleksiyonlarda yer almaktadır. Sanatçı İznik Vakfı’na desteklerinden dolayı teşekkür eder.
sanat365.com/blog365

Çemberi Açmak

3 Temmuz 2016 Pazar     448
Galerist, 29 Haziran - 30 Temmuz 2016 tarihleri arasında Aslı Seven küratörlüğünde üç genç sanatçı; Mükerrem Tuncay, Romina Meriç ve Luna Ece Bal’ın eserlerini bir araya getiren "Çemberi Açmak" adlı grup sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin başlığı, varolan ve mükemmel addedilen bir düzeni içinden yırtmaya yönelik olduğu gibi, yeni bir oyunun kurallarını koymak, oyuncularını ve rollerini dağıtmak, gerçekliğin akılcı algısının ötesinde sihirli bir çember açarak geleceği görmek veya değiştirmek gibi roller üstlenir. Ölüm ve çürüme ile beslenme ve yeniden doğuşun döngüsünü merkeze alan bir dayanışma çemberi kurmak, geniş bir enginlikten belirli bir parçayı soyutlamak gibi, çember açma eyleminin içerdiği çoklu anlamlara göndermelerde bulunur. Böylece çemberi dağıtmak, ihlal edilemez mekansal ve zamansal bir sınır çizip gerçekliğe dair edinilmiş bilgiyi askıya almak, anlam ve eylem üretmenin alternatif yollarını önermek anlamına gelir. Aynı zamanda da büyü ve cadılık pratiklerinin çağdaş eko-feminist yaklaşımlar tarafından yeniden değerlendirilişine katkıda bulunur. Sergide yer alan işler değişen bilinç halleri, uyku ve uyanıklık, bilim ve büyü, insan bedeni ve manzara öğeleri arasında metamorfik ilişkiler önerir. Üç sanatçının her birinin açtığı çember gerçeğin dokusu içinde birer delik oluşturur. Mükerrem Tuncay "The Great Depression" isimli video eserinde tek bir jest ile hem uyumakta olduğu şiltenin kumaşı üzerinde hem de kendi bilinç örgüsünde bir yırtık açarak çürüme, beslenme ve yeniden doğuşun bir arada bulunduğu uykunun diğer tarafına geçer. Manzara ve insan bedeni parçaları arasında morfolojik paralellikler kuran Romina Meriç, resimlerinde gerçeküstü bir atmosfer içinde yeryüzünün bedeni ile kadın figürlerini etteki yaralar üzerinden birleştirirken, Luna Ece Bal’ın “Kağıt Üzerinde Büyü” serisi ise cadılık gelenekleri ile modern bilim arasında geçirgen bir alan kurgular. Kağıt üzerine ebru tekniğiyle yansıttığı siyah dairesel biçimler kök hücre görsellerini çağrıştırarak dişil biyolojik üreme ve yaratıcılık süreçlerinin geri kazanımı konularına göndermeler yapar. Mükerrem Tuncay (1987) Lyon, Fransa’da yaşıyor ve çalışıyor. 2013 yılında Lyon’daki Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts’dan mezun oldu. Yakın dönem grup sergileri arasında “ClicksBricks I”, Galerie Christophe Gaillard, Paris (2016); “Une autre conspiration”, Goethe Institut Lyon ve la BF15 Lyon (2015); “Après avoir tout oublié”, Friche Belle de Mai, Marsilya (2015) bulunuyor. Tuncay, Prix ville de Grenoble (2013) ve Anna Lindh Foundation (2009) odüllerini kazanmıştır. Romina Meriç (1989) Istanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 2013 yılında Güzel Sanatlar Yüksek lisansını resim ve baskı alanlarında Yale Üniversitesi’nde tamamladı. Seçilmiş grup sergileri arasında “SUPERFOG”, Great Jones Space, New York (2014); “Current:Gowanus”, ArtsGowanus, Brooklyn (2014) ve “Generations XI: Red/Pink Show”, A.I.R. Gallery, New York (2013) bulunuyor. Luna Ece Bal (1992) Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde Dijital sanatlar yüksek lisansını 2016’da tamamladıktan sonra yine Paris’teki Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts’da Güzel Sanatlar Yüksek Lisansına devam etmekte. Çalışmaları “Love cabinet”, Want to come over/Antenor advisory, Paris (2015); “Exkiss”, L’After FIAC, Le Klub, Paris (2015) ve “Room of possibilities”, Invaders are here to stay, Paris (2015) sergilerinde gösterilmiştir.
sanat365.com/blog365

Halil Vurucuoğlu, Reborn

20 Mayıs 2016 Cuma     701
Galerist, Halil Vurucuoğlu’nun “Reborn” başlıklı altıncı kişisel sergisine 7 Nisan – 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Vurucuoğlu’nun, Carl Gustav Jung’un aynı isimli arketipinden yola çıkarak oluşturduğu sergi, şuuraltının esrarengiz katmanlarını ayrıştırarak temsili imge ve sembollerle kişinin iç dünyasını irdeleyen neden ve nasıl sorularına yanıt arar. İzleyicinin mekan-alan algısıyla oynayan sanatçı, şuuraltını farklı formlarda yeniden canlandırarak, görünenin ardındaki gizli gerçekleri, psikolojik dışavurumları, kalp ve beyin arasındaki içsel zıtlıkları ve sebep-sonuç ilişkilerini keşfe çıkar. Bu yoğun düşünsel sürecin sonucunda oluşan duygu durumunun tezahürünü, en temele dönerek, varlığımızın çıkış noktası olan doğada aramaya karar verir. Çalışmalarında kendi hayatı ile paralel olarak insani olan ve olmayan durumları inceleyen sanatçı, insan davranışlarının hangi koşullar neticesinde şekillendiğini anlamak amacıyla; madde, mana, akıl ve duygu arasındaki gelgitleri sorgular. Bu amaçla sergide, çok katmanlı el kesimi suluboya resimleriyle hayat verdiği, dağ, deniz ve gökyüzü imgelerini, görsel birer olgu olmaktan uzaklaştırarak, kişinin şuuraltında barındırdığı eril ve dişil alt yapıyı simgeleyen çok boyutlu ifadelere dönüştürür. Sergiye adını veren “Reborn” isimli yerleştirmede Vurucuoğlu’nun, şuuraltına dair anlamak ve anlatmak istedikleri, mağara metaforunda incelenir. Şuuraltı beynin kıyısında kalmış karanlık bir köşe değil, uçsuz bucaksız bir enerji alanıdır. Jung`a göre mağara, şuuraltının güvenli, dış etkenlerden uzak ve en ilkel halini temsil eder. Sanatçı buradan yola çıkarak, vajina metaforu ile ilişkilendirdiği mağara imgesini üç boyutlu bir yerleştirmeye dönüştürür ve izleyiciyi, şuuraltının farklı katmanları arasında fiziken gezinebileceği, sıradışı bir yolculuğa davet eder. Bu yolculukta değişen ışık, gölge ve ses, resmin farklı boyutlarda keşfedilmesine olanak sağlarken, güvenli ve saklı olanı cesurca ifşa eder.

ALIŞVERİŞ SEPETİM

Sepeti Kapat