sanat365.com

"Çağdaş"

sanat365.com/blog365

Seydi Murat Koç, İç Zaman

24 Mart 2018 Cumartesi     128
Seydi Murat Koç’un İç Zaman isimli yeni sergisi 7 Nisan tarihine kadar ddesign gallery’de görülebilecek. Hasan Bülent Kahraman’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi, sanatçının 2016 yılında hayata geçirdiği Vertigo ve Yerçekimi serisinin devamı niteliğini taşıyor. Sanatçı Seydi Murat Koç’un kişisel sergisi “İç Zaman”, 3 Mart Cumartesi günü ddesign gallery’de açıldı. Açılışa, aralarında koleksiyonerlerin de bulunduğu pek çok sanatsever katıldı. İç Zaman, sanatçının 2016 yılında hayata geçirdiği Vertigo ve Yerçekimi sergisinin devamı niteliğini taşıyor. İlk seride yer alan resimlere, bu hikayeyi tamamlayan yeni işler eşlik ediyor. Küratörlüğünü Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın üstlendiği sergi 7 Nisan tarihine kadar görülebilecek. FİKİRTEPE`NİN MİRASI PARÇALAR "HAFIZA PANOSU" İLE BİR ARAYA GELİYOR Çağdaşları içerisinde yaratıcı eserleriyle isminden sıkça söz ettiren Seydi Murat Koç, bildiğimiz, tanıdığımız nesneleri, görüntüleri ve imgeleri alıp, onlardan hiç beklemediğimiz, ummadığımız, çoğu zaman yerine oturtamadığımız yeni imgeler, görüntüler ve durumlar yaratıyor. Koç, Vertigo ve Yerçekimi’nde mimari ve antikite referanslarıyla yeniden kurguladığı dünya düzenini, bu kez gerçek hayattan sergi salonuna taşıdığı nesne ve imgelerle yeniden ifadelendiriyor. Kentsel dönüşümün çehresini tamamen değiştirdiği Fikirtepe mahallesinden topladığı, yıkılmış binalara ait parçaları bir araya getirerek “Hafıza Panosu” ismini verdiği bir enstalasyonlar bütünü kurguluyor. “Hafıza Panosu” 2012’den bugüne kadar boşaltılan, Türkiye’nin en büyük kentsel dönüşüm alanlarından olan Fikirtepe’den geriye kalanların bir araya getirilerek gerçekleştirildiği bir enstalasyon çalışması. Şu an neredeyse eski dokusunu tamamen kaybetmiş ve dev bir şantiyeye dönüşmüş olan mahalle, İstanbul’un en eski yerleşim merkezlerinden birinde yer alıyor. 20’nin üstünde inşaat firmasının çalıştığı ve toplamda 18 milyar US$ üstünde harcama yapıldığı tahmin edilen 9189 apartmanda, toplam 140 bin kişinin ikamet edeceği Fikirtepe’nin geçmişinden geriye kalanları Seydi Murat Koç tam 144 parçadan oluşan enstalasyonda sunuyor. 2 YIL BOYUNCA BÖLGEDEN PARÇALAR TOPLADI Seydi Murat Koç enstalasyonu gerçekleştirmek için 2015 yılından bu yana bölgede çeşitli parçalar topladı. Türkiye’nin bir dönemine tanıklık eden ve hepimizin hayatının parçası olan günlük hayat nesnelerini, her evin kendine has biricik kültürünün uzantılarını büyük özenle biraya getirdi. İç zaman, bu “hafıza” alanını belki de son kez bir arada görmeyi dileyenleri bekliyor.
sanat365.com/blog365

Mor Yazman’ın Tragedyası Resim Sergisi

20 Mart 2018 Salı     124
Necmi Karkın, İskenderun/Hatay Park Forbes’te 23-25 Mart 2018 tarihleri arasında 18 çalışmasını sergileyecek. Sanatta Anemnesis sarsıntıları, Estetiğin Çağdaş Retorikleri ve Anadolu Kültürü`nde estetik kitapları bulunan Necmi Karkın, birçok yerde `Estetik` üzerine konferanslar vermiş. "Aralıksız Duyumsama" (Ankara), "Konuya Yeniden Dönmek" (Malatya) adlı sergilerin de küratörlüğünü üstlenmiştir. Uluslar arası Sanat Eleştirmenleri (AICA) üyesi ve İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi`nde öğretim görevlisidir. "Mor Yazman’ın Tragedyası" sanatçının dördüncü kişisel sergisidir. Anadolu Kültürü’nün estetik deneyimleri ve geleneklerini güncel kılmak isteyen sanatçı için `Yazma` içsel sevginin yansımasıdır. Anadolu Kültürü`nde sevgi; sonsuzluk, sıla, kavuşmayla birlikte yaşanan acıyla (tragedya) ile bütünleşmektedir. Dünya formu içerisinde yansıma bulan homojen renk dağılımıyla birlikte `Yazmanın` çeşitli rengi ve düğümsel çizgileriyle birleşmiş, dışavurumcu ve lirik soyutlamaya gidilmiştir.
sanat365.com/blog365

Beyaz Müzayede, Sezonu Ustaların Gözde Eserleri ile Kapatıyor

24 Mayıs 2017 Çarşamba     221
Beyaz Müzayede, 4 Haziran`da Orjin Sanat Merkezi`nde gerçekleştirilecek `40. Çağdaş ve Modern Sanat Müzayedesi` ile sezonu kapatıyor. Türkiye`nin ve dünyanın önde gelen çağdaş sanatçılarının birbirinden değerli yapıtlarının yer aldığı müzayedede, Tate Modern`ın kurucuları arasında bulunan önemli koleksiyonerler Sir ve Lady Sainsbury`nin de koleksiyonuna giren Mübin Orhon`un 1965 tarihli `Le Havre` isimli başyapıtı, 250 bin-400 bin TL tahmini fiyat aralığı ile satışa sunuluyor. Mübin Orhon`un yanı sıra, Nejad Melih Devrim, Fahrelnissa Zeid, Selim Turan, Abidin Dino, Hakkı Anlı gibi `Fransız ekolü` Türk Çağdaş Sanatı`nın birbirinden değerli temsilcilerinin çeşitli dönemlerine ait önemli eserler ve başyapıtlardan oluşan çok zengin bir koleksiyon, sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Birbirinden değerli eserlerin satışa sunulacağı 40. Beyaz Müzayede`de Türk Çağdaş Soyut Sanatı`nın en büyük ustalarından Burhan Doğançay`ın 1970 ve 2000 yılları arasına ait 9 eseri yer alıyor. Sanatçının 1973 tarihli Hücum Serisi`nden `Swirling Breakthrough` isimli yapıtı 170 bin-250 bin TL ve 1970 tarihli `The House of the Rising Sun` isimli yapıtı 160 bin-220 bin TL tahmini fiyat arağı ile satışa çıkıyor. Türk Çağdaş Soyut Sanatı`nın çok önemli ustası Adnan Çoker`in ise 1996 tarihli `Çemberli Mor II` isimli yapıtı 180 bin-260 bin TL ve 1997-2014 tarihli `Beş Kare` isimli yapıtı 160 bin-220 bin TL tahmini fiyat aralığı ile satışa sunuluyor. Müzayede`de Türk Çağdaş Figüratif Sanatı`nın ustalarının görkemli eserleri ve başyapıtlarının yer aldığı, son yılların en zengin figüratif koleksiyonu sanatseverler ile buluşuyor. Türk Çağdaş Figüratif Sanatı`nın diğer ustalarına kıyasla sınırlı sayıda eseri bulunan Alaettin Aksoy`un 1987 tarihli `Yalan` isimli 150x188cm ebatlı başyapıtı 200 bin-300 bin TL, bu sene kaybettiğimiz Yüksel Arslan`ın 2002 tarihli `G. Büchner et R. Lenz` isimli 564 no`lu `Arture`ü 80 bin-160 bin TL ve Mehmet Güleryüz`ün 1986 tarihli `Kaplan Adamın Karısı` isimli yapıtı 180 bin-260 bin TL tahmini fiyat aralıkları ile görücüye çıkıyor. 4 Haziran`da satışa sunulacak eserler arasında Türk Modern Naif Sanatı`nın en büyük ustası Nedim Günsür`ün 1979 tarihli `Balıkçı Evi` isimli önemli yapıtı 100 bin-160 bin TL ve Türk Modern Sanatı`nın en büyük ustalarından `Hocaların Hocası` Bedri Rahmi Eyüboğlu`nun `Karabaş Dönemi` diye anılan, sanatçının kitaplarında da yer alan, koleksiyonerler tarafından en çok aranan dönemine ait `Kalamış`tan` isimli meşhur yapıtı 70 bin-130 bin TL tahmini fiyat aralıkları ile yer alıyor. Türk ve dünya çağdaş sanatından saygın ustalar, seçkin eserler 40. Beyaz Müzayede`de ayrıca diğer çağdaş ve modern sanat ustalarımızdan Fikret Mualla, Ömer Uluç, Ferruh Başağa, Güngör Taner, Mustafa Ata, Zekai Ormancı, Devrim Erbil, Alev Ebüzziya Siesbye, Neşe Erdok, Komet, Ergin İnan, Cihat Burak, Cevat Dereli, Koray Ariş, Osman Dinç, Orhan Peker, Şükriye Dikmen, Nuri İyem, Avni Arbaş, Adnan Varınca, Fethi Arda, Turan Erol, Ali Çelebi, Nuri Abaç, Zühdü Müridoğlu; Türk Çağdaş Sanatı`nın orta ve genç kuşağından Canan Tolon, Kemal Önsoy, Selma Gürbüz, Azade Köker, Kezban Arca Batıbeki, Ahmet Güneştekin, Serdar Arat, Elvan Alpay, Haluk Akakçe, Seçkin Pirim, Murat Pulat gibi Türk Çağdaş Sanatı`nın ustalarından gençlerine kadar geniş yelpazeye ait değerli Türk sanatçıların yanı sıra, eserleri dünya müzelerinde yer alan Sarah Morris, Gudmundur Erro, Jan Voss, Pat Andrea, Ben Willikens, Mark Brusse ve Hunt Slonem gibi dünya çağdaş sanatı ustalarının seçkin eserleri de satışa sunuluyor. 2016-2017 sezonunun son müzayedesi olan 40. Beyaz Çağdaş ve Modern Müzayedesi`nde önemli koleksiyonlardan derlenmiş 137 sanatçının 271 sıra dışı eseri yer alıyor. Beyaz Müzayede`deki yapıtlar, 25 Mayıs-3 Haziran tarihlerinde saat 10.00-20.00 arasında Beyaz Müzayede`nin Nişantaşı`ndaki sanat mekânı `Beyaz Space`de sanatseverlerin ziyaretine açık sergileniyor. Aziz Karadeniz tarafından yönetilecek olan 40. Beyaz Müzayede, 4 Haziran Pazar günü saat 13.30`da Maslak`ta Orjin Sanat Merkezi`nde gerçekleştirilecek.
sanat365.com/blog365

Engelsiz Filmler Festivali Beşinci Yaşını Kutluyor

12 Mayıs 2017 Cuma     218
Yılın önemli festival filmlerini engelli sinemaseverler ile buluşturan Engelsiz Filmler Festivali, bu yıl 5. kez kapılarını açıyor. Engelli bireylerin kültürel ve sosyal çevredeki özgürlüğünü savunmalarına ön ayak olan festival, sinemaseverler tarafından merakla bekleniyor. Geçtiğimiz yıllarda sadece Ankara`da gerçekleşen Engelsiz Filmler Festivali, bu yıl Ankara`nın yanı sıra İstanbul ve Eskişehir`de de sinemaseverlerle buluşacak. Medya sponsorları arasında Türkiye`nin sinema sitesi Sinemalar.com`un da yer aldığı 5. Engelsiz Filmler Festivali, ilk olarak 5 Mayıs`ta Eskişehir`de başlayacak ve festivalin ilk ayağı burada 7 Mayıs`ta sona erecek. Ardından 12-14 Mayıs tarihlerinde İstanbul`da yolculuğuna devam edecek olan festival, 18-23 Mayıs`ta Ankara`da yapacağı gösterimlerin ardından son bulacak. Eskişehir`de Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi, İstanbul`da Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu (SineBu) ve Ankara`da Çağdaş Sanatlar Merkezi ile Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu`nda gerçekleştirilecek olan gösterimlerin tamamı ücretsiz olacak. Geçtiğimiz yılın ses getiren uzun ve kısa 35 festival filmi, "Engelsiz Yarışma", "Türkiye Sineması", "Dünyadan", "Engel Tanımayan Filmler", "Uzun Lafın Kısası", "Çocuklar İçin", "Sinema Tarihinden", "Otizm Dostu Gösterim" adlı bölümler altında programda yer alacak. Görme engelliler için sesli betimleme, duyma engelliler için ise işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile gösterilecek olan filmler sayesinde engelli bireylerin sinemayla aralarındaki mesafe kaldırılacak. Yeni filmlerin yanında Giuseppe Tornatore`nin Nuovo Cinema Paradiso ve Yılmaz Güney`in Sürü filmleri gibi klasikler de festival kapsamında gösterilecek. Festival kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra söyleşiler ve atölyeler de düzenlenecek. Bu sene ilk kez "Sanal Gerçeklik (VR)" etkinliği ile izleyiciler sanal gözlük kullanarak interaktif bir deneyim yaşayacak. British Council işbirliğiyle düzenlenecek olan "Bakış Açısı Atölyesi" ile beden hareketi ve kamera hareketi arasındaki ilişki arasında köprü kurulacak. Ayrıca, "Kahramanların Animasyonu" atölyesinde çocuklar kendi betimledikleri karakterleri tasarlayarak küçük bir animasyon hazırlayacak.
sanat365.com/blog365

Ansen, Tyrant`s ReignTitan`s Slain

3 Mart 2017 Cuma     202
Ansen son kişisel sergisi "Tyrant`s ReignTitan`s Slain" ile geçmiş serilerine yeni bir halka ekliyor. Farklı kavramlarla özdeşleştirilmiş, adalet, düzen, hafıza, hatıra, hatta savaş ve barış gibi olgularla var olmuş, ancak kısa süreli hükümdarlıkları Tanrılar tarafından hezimete uğratılmış bu yarı tanrılardan çağımız dünya düzeninin yeni yarı Tanrıları olan Tiranlara değin geçen bir süreç düzleminde Ansen`in daha önceden irdelediği insan ve güç ilişkilerine tekrar bakışına tanık oluyoruz. Böylelikle Tanrıların keyfi hükümlerinden farklı olarak ölümlülük gerçeği ile insanlara yaklaşan, onların tarafında duran ve ayaklanan Titanlara müttefiki insanlar tarafından dahi diz çöktürüldüğü bir dönemin, hasılı yeni bir dünya düzenin yer yer masalsı ve çoğu zaman çağdaş bir yorumla işlenmesi sonucunda karşımıza "Tyrant`s ReignTitan`s Slain" serisi çıkıyor. Bugün yeni düzenin tahtında artık bizzat Tanrı`yı oynayan ölümlüler oturuyor. Toplumların keyfi ve salt güce tapınarak yönetildiği muğlak ancak sonu tahmin edilebilir bir geleceğin hicivli ama karanlık dünyasına dair Ansen`in bir önceki serisi olan Noirland`in siyah-beyaz evreniyle karşılaştırıldığında çok daha renkli bir palet izleyiciye sunuluyor. Ansen çağımızın yeni küresel aktörlerinin ve güç dengelerinin sürekli değiştiği, geçmişin derin ve lekeli izlerinin adeta bir rota olarak takip edildiği zamanımızda, Tiranların kadim dönemini ve insanoğlunun ihanetiyle Titanların uğradığı gazabı fırtına öncesi sessizlikteki yeni ittifaklar, sistemi simgeleyen metaforik düzenekler, krallar, başkanlar ve kaypak dengeler üzerine kurulmuş bir hikayeye evirip iç içe işleyerek bu sergide buluşturuyor. "Tyrant`s ReignTitan`s Slain" başlıklı sergiyi 16 Mart- 15 Nisan 2017 tarihleri arasında x-ist`te ziyaret edebilirsiniz.
sanat365.com/blog365

Nurgül Gün Güney ve Aysel Güneş

18 Şubat 2017 Cumartesi     328
Öncelikle iki yaratıcı disiplin nasıl bir araya geldi? Birlikte böyle bir proje yapmaya nasıl karar verdiniz? NGG: Datça’da katıldığımız çalıştayda tanıştık. Öncelikle ikimiz de birbirimizin yaptıklarına hayran olduk. Bir süredir geleneksel Türk motiflerini araştırıyordum. Yaptığım doku resimlerine bu motifleri eklemek istedim. Aysel bir çini sanatçısı ama çini ile çağdaş sanatı bir araya getirerek çok farklı bir çizgi yakalamış kendisine. Açıkçası tam yapmak istediğim şeyi Aysel’in işlerinde buldum. Ben resimlerime gelenekseli dahil ederken o, gelenekseli çağdaş olanla buluşturuyordu. Hemen ‘birlikte bir sergi yapmaya ne dersin’ dedim. AG: Bence bir araya gelişimiz biraz enteresan. Datça’da UKKSA’nın düzenlediği çalıştayda tanıştık. Birkaç günde sohbetimiz, enerjimiz, çalışma disiplinimiz birbirini çok güzel tamamladı. Ardından Nurgül, sergi açmak istediğinden bahsetti ve sonrasında `neden bunu beraber yapmayalım ki` dedi ve sergi hazırlığımız başlamış oldu. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması konusu her daim konuşulan ancak hak ettiği değerde uygulanmaması ile sürekli eleştirilen bir konudur Türkiye’de. Bunun açlığını da çekeriz aslında. Gelenek olmadan gelecek olamaz çünkü... Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir. NGG: İşte tam da bu noktadan yola çıktık. Benim yaptığım sadece uygulama olarak, malzeme olarak geleneksel. Yani yağlıboya tuval resmi. Bu, geleneksel sanatların içine girmiyor. Bu konuda Aysel daha çok söz söyleyebilir sanırım. Yaptığı sanata hayranlık duyuyorum. AG: Gelenek olmadan gelecek öngörülemez çünkü yeni eskiden çıkmış, eskiye (geçmişe) bağlı olarak var olmuş ama asla eskinin tekrarı olmayan, bambaşka bir bileşimdir. Geleneksel sanatların çağdaş yorumla bugüne taşınması, Osmanlı lalesini alıp çalışmanızın bir bölümünde kullanarak olmaz. Geleneksel birikimleri çalışmalarında doğru bir üslupla kullanan sanatçılar tabi ki var. ‘Doğru’dan kastım; evet, geçmiş dönem dizileri ile geleneksel sanatlar günümüzde popülerlik kazandı ama sırf durum böyle diye çalışmanızın bir bölümüne Selçuklu ya da Osmanlı motifleri koymamalısınız bence. Eğer böyle olursa farklı kaygılar güdüyorsunuz demektir… Geleneksel sanatı çağdaş bir algıda sunmak için geçmişi, benliğinizi, var olan kültürünüzü özümsemelisiniz diye düşünüyorum… Gelenek ve çağdaşı çok dengeli bir seviyede ve dikkat çekici bir sentezde bir araya getirmişsiniz, nasıl çalışıyorsunuz biraz bize bahseder misiniz? NGG: Benim çalışmalarımda çıkış noktam Yüksek Lisans tezim süresince yaptığım araştırmalar oldu daha çok. Resim dilinin grameri, görsel okur-yazarlık, resim göstergebilimi gibi konuları araştırıyordum. Bir tür soyut resim anlayışında yüzey resimleri yapmaya başladım. Mekân perspektifini ve dolayısıyla bildiğimiz iki boyutlu resim yüzeyinde üç boyutlu etki yaratan resim illüzyonunu terk ederek tuval yüzeyinin sınırlılıkları üzerinde çalıştım. Bunu yaparken aldığım geleneksel resim disiplinini tamamen terk etmiş değilim. Resimlerimde figür önemli yer tuttu şimdiye kadar. Kumaş kıvrımları üzerinde kıvrılmış, bükülmüş insan bedenleri dokulara dönüştü. Resmimin oluşum sürecini yani aşamalarını izleyiciye göstermek istediğim için yer yer boşluklar geometrik formlarla birleşti. Geometrik formlar da kaçınılmaz olarak geleneksel motiflere dönüştü. Bu gelişim ve dönüşüm benim de çok keyif alarak izlediğim bir süreç. Bir sanatçının meydana getirdiği eserlerinin de kendisinden bağımsız bir hayatı olduğunu düşünmüşümdür hep. AG: Teşekkürler, örf, adet, geleneklerimizi seviyorum, iyisiyle kötüsüyle bizi biz yapan etkenler bunlar. Tüm bunların başında sanata olan bakış açımızda var tabi. İnanılmaz geniş bir sanatsal geçmişe sahibiz ama biz pek farkında değiliz. Bu farkındalık ile çiniyi farklı bir algıda sunmaya çalışıyorum. Kolaj tekniğini daima çok sever oldum, bunun yanında geçmişi bize anımsatan siyah beyaz fotoğrafları da. Sevdiğim üç şeyi bir araya getiriyorum çini, siyah beyaz fotoğraflar ve kolaj. Fotoğraflar hayatımızda iz bırakan doneler ve bende çini sanatı ile yaptığım kolajlarla iz bırakmaya çalışıyorum. Wintage fotoğrafları sosyal medya üzerinden araştırıp daha sonra bu (kendimce benle konuşan ) fotoğraflar arasından seçim yapıyorum. Ardından benim için en sancılı ve en eğlenceli süreç başlıyor aslında, tasarım… Seçtiğim fotoğraf üzerinde kendimce uygun gördüğüm geleneksel motifle, siyah beyaz fotoğrafı kolajlıyorum. Geleneksel motiflerde hiçbir değişiklik (renk, biçim vb.) yapmadan çini karo üzerine uyguluyor yani var olan motife bağlı kalıyorum. Böylelikle geçmiş ve günümüz arasında kendimce bende bir iz bırakıyorum… İki disiplin bir araya geldiğinde biri diğerinin önüne geçmeden ve ego savaşları olmadan çalışabilmek de büyük bir özen gerektiriyor olmalı? NGG: Açıkçası böyle bir şey aklımın ucundan dahi geçmedi. İşini ciddiyetle yapan profesyonel insanlarız. AG: İkimizin de ego savaşlarında yer aldığını düşünmüyorum. Sonuçta iki farkı disiplin ile var oluyoruz. Burada önemli olan kimin daha iyi olduğu değil, bütünsellik… Peki bu serginizde vermek istediğiniz mesaj anlatmak istedikleriniz nelerdir? NGG: Doğrudan bir mesajdan söz edilemez sanırım. Kendi adıma iyiyi ve güzeli sunmaya çalışıyorum. Elbette ki içinde yaşadığımız koşullar içinde sanatla uğraşmanın zorluklarından söz etmeyeceğim. İster istemez coşkularımız, birikimlerimizle birlikte hayal kırıklıklarımız da yansıyordur işlerimize. Kavramsal anlamda okunabilir, açık resimler ürettiğimi düşünüyorum. İzleyicinin de yorumunu katarak algısında tamamlayabileceği ve izleyiciden izleyiciye anlamın değişebileceği anlamda. AG: Kendimce mesaj kaygısı gütmüyorum ama elbet anlatmak istediklerim var ve bunun yaptığım çalışmalarla görsellik düzleminde okunabilir olduğunu düşünüyorum. İzleyicide uyandırdığı his odak noktam. Aynı zamanda geleneksel sanatlara olan bakış açımızı değiştirmek izleyici için net bir mesaj aslında… Sergi hazırlık süreci ne kadar sürdü? NGG: Birlikte proje yapmaya karar verdiğimiz süreçte zaten ikimiz de yapmakta olduğumuz işleri sürdürüyorduk. Sanırım 4 ay gibi bir sürede sonuçları görmeye başladık. AG: Ortak sergi fikrinden önce zaten ikimizde çalışmalarımızı devam ettiriyorduk. Sergi fikri çalışmaların hız kazanmasına neden oldu ve 4-5 ay gibi süreçte tüm çalışmalar ortaya çıkmış oldu. Birlikte çalışmaya devam edecek misiniz? NGG: Çalışmalarımızın ne yönde gelişeceğini zaman gösterecek. Bu çalışmaların birlikte sunumu gerekli olduğu takdirde tekrar bir araya gelinir. Onun dışında zaten kendi disiplinini kendi uygulayan ve ayrı çalışan sanatçılarız. AG: Neden olmasın! Gelecek projelerinizden bahseder misiniz? NGG: `Disiplinler Arası İletişim` başlığı altında sunduğumuz bu sergiyi yurt dışına taşıyarak aynı zamanda coğrafyalar arası iletişime dönüştürmek istiyoruz. AG: Ortak proje olarak, Kozyatağı Kültür Merkezi’nde açtığımız sergiyi yurt dışına taşımak gibi bir fikrimiz var. Bireysel olarak çalışmalara devam, neler olur zaman gösterecek… Son olarak eklemek istedikleriniz? NGG: İyi işler ürettiğimize, iyi bir sergi çıkardığımıza inanıyorum. Birlikte çalışmaktan çok büyük mutluluk duyduğum arkadaşım Aysel Güneş’e ve bu çalışmaları sergileme imkânı sağladığı için Sanat365.com’a teşekkür ederim. AG: Keyifli bir sergi oldu. Nurgül ile çalışmak hem çok eğlenceli hem de bana bir sürü şey kattı. Nurgün Gün Güney ve bize ev sahipliği yapan Sanat365.com’a teşekkürler.
sanat365.com/blog365

365Soruyor, Ömer Faruk Kılıç

13 Aralık 2016 Salı     296
Ömer bey merhabalar, sanatın farklı alanlarında ve farklı tarzlarda üretimleriniz var. Seramik bölümü mezunu olduğunuzu biliyoruz, resim ve heykele yöneliminiz nasıl oldu? Biraz bize sanatsal süreciniz ve felsefenizden bahseder misiniz? Resimin yanısıra plastik sanatlara karşı her zaman ilgim vardı. Zaten bunun doğal süreci olarak seramik okudum. Ve bu okul sürecinde seramik çamuru ile heykel arasındaki ilişkiyi etüt edip inceleme şansım oldu. Hissiyat olarak yakınlık duyduğum üç boyutlu obje şekillendirmeye insanoğlunun kullandığı en eski ve doğal malzeme olan çamur ile başlamış oldum... Son solo serginizin ismini “G E N” koymuşsunuz, bize serginin kavramı ve içeriğini anlatabilir misiniz? İçinde bulunduğumuz çağdaş toplumdaki insan benliğinin kendi kendine oluşturduğu sistemde hapsolması ve bu durumla mücadelesindeki acizliğini evrensel temalara dayandırarak genel anlamda ahlaki ve toplumsal çöküş ile ilgili çarpıcı bir farkındalık yaratabilmek istedim... Sergide ciddi bir üretim görüyoruz, ne kadar sürdü bu solo sergi için hazırlanmanız? Ben sürekli üretim sürecinin içindeyim. Yani hayatımın büyük çoğunluğunu oluşturan bir unsur bu. Neticede en büyük tutkum ve işim. Dolayısı ile normal bir iş ile kıyaslandığında da oldukça zahmetli ve uzun mesaileri olan bir çalışma prensibi gerektiriyor. Sonuç olarak soru aslında sürekli üretim halinde olan biri için anlamını yitiriyor bir yerde... Sergide yer alan resimlerinizi nasıl bir kurgu ile izleyebiliriz? Tarzlara göre mi yoksa kronolojik bir sırayla mı bir araya geldiler? Genelde ruhumuzun derinliklerindeki en temel hisleri tüm çıplaklığı ve cüretkarlığı ile fakat alışılmış formların ötesinde yansıtmaya çalışıyorum. Tüm eserlerin ortak noktasıda bu. Sergideki düzenleme ve numaralandırma sistemi bile bu kurguda hazırlandı... Heykellerinizde atık malzemeleri kullandığınızı biliyoruz, neden böyle bir tercihte bulundunuz? Aslında sadece atık malzemeler diyemeyiz. Günlük hayatımızda kullandığımız bir çok araç gereç de bunlara dahil. Endüstriyel ürünler, makine parçaları, daktilolar, ahşaplar vs. Materyalleri varolan halleri ile üzerlerinde çok fazla işlem yapmaksızın kullanmayı seviyorum. Bu bir şekilde sanki onların kendi varoluşlarına saygı duruşu gibi geliyor bana... Heykelleriniz ilk bakışta karmaşık, devingen ve çok sesli olmalarına rağmen bir bütünlük içinde bir araya gelmişler ve çok çarpıcı etki yaratmaktalar. Nedir bu çarpıcı etkiyi veren sizce? Heykel sabit bir formda olan üç boyutlu bir nesne olduğundan dolayı proporsiyon ve o sabitlik içindeki duygu yoğunluğu benim için en önemli unsur. Heykel çalışmalarımı bu yöntem üzerine kurguluyorum. Organik ve inorganik malzemelerin zenginleştirici bütünlüğü heykellerimde ilk başta karmaşık gibi gelen ama dikkatli gözlerin rafine ahenkler yakalayabileceği bir etki yarattığını düşünüyorum... Bodrum’da ikamet ettiğinizi öğrendik, Eserlerinizdeki tempo ve dinamizmi yansıtırken Bodrum’da ruhunuz biraz dinleniyor diyebilir miyiz? Yaşadığı coğrafya ve bölge tabi ki insanı etkiliyor. Ancak benin temel üretim felsefem evrensel ve zamansız işler ortaya koyabilmek. Aynı zamanda da bu süreçten zevk alabilmek. Dolayısı ile Bodrum böyle bir ideal için doğru sayılabilecek yerlerden biri bana göre... Gelecek projelerinizde neler var? Gençlere ve çocuklara yönelik çalışmalar yapmak istiyorum. Örneğin onların bakış açılarını zenginleştirmeye yönelik atölye çalışmaları vs. gibi... Aynı zamanda yurt dışında işlerimi farklı bakış açılarının beğenilerine sunabileceğim projeler ile ilgileniyorum. Ülkemizde son dönem modern sanat ile ilgili neler yapılabildiğinin örneklerini görmeleri açısından bunun önemli olduğunu düşünüyorum... Sanat365.com ile yollarınız nasıl kesişti? Online platformlar hakkında neler düşünüyorsunuz? Sanat365` in kurucusu Selver Hanım’ın işlerimi online platformları olan Sanat365.com`da yayınlamak istemesi üzerine bana ulaşması ile yollarımız kesişmiş oldu diyebilirim... Eklemek istedikleriniz? Sanat dallarının tümü temelde alışkanlıklarımızı kırmaya yöneliktir! Ve insanın en zorlandığı şey alışkanlıklarını değiştirmektir!
sanat365.com/blog365

Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı 25. Yılında

27 Kasım 2016 Pazar     212
Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı (EKAV), sanat ortamımızın geleceğini hem sanat öğrencilerine burslar sağlayarak, hem de çeşitli kültür-sanat projelerini hayata geçirerek 25 yıldır destekliyor. Sanata olan bu benzersiz katkı, 2000 yılından beri farklı alanlardan ve kuşaklardan görsel sanatçıların sergilerine ev sahipliği yapan EKAVART GALLERY ile güçleniyor. EKAV’ın kuruluşunun 25. yılı nedeniyle Marcus Graf’ın küratörlüğünü üstlendiği sıra dışı karma sergi 25 / 25, EKAVART GALLERY de kendi çalışmalarını daha önce solo veya karma sergilerde sanatseverlerle buluşturan 25 sanatçıyı bir araya getirerek, vakfın geçmişini ve bugününü yansıtıyor. Klasik beyaz küp estetiğine karşı alternatif olan ve farklı bir konsepti içeren 25 / 25 sergisi, sanat eserlerini ve sanatçıların sözlerini birleştiren çoğulcu ve heterojen sergi tasarımında, dünden bugüne yolu EKAV’dan geçen, genç ve orta kuşak sanatçıları ağırlıyor. Böylece, sergi sadece şu anki bizim dünyamızın yapısı ve onun çağdaş sanat durumu ile değil, aynı zamanda EKAV’ın ve galerisinin çok katmanlı yapısıyla da ilişki kuruyor. 1991 yılından beri “Sanat geliştirir, sanat iyileştirir, sanat birleştirir” sloganı ile çalışmalarını sürdüren EKAV, sanatçıların farklı ritimlerle dile getirdikleri eserlerinden oluşan sergiyi 25. yılında sanata gönül vermiş tüm sanatseverlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyor. Sanatçılar: Ali Alışır, Ardan Özmenoğlu, Balkan Naci İslimyeli, Belkıs Balpınar, Beyza Boynudelik, Ceyhun Topçu, Dilara Mataracı, Erdal İnci, Gaye Su Akyol, Genco Gülan, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, İlsu Aslan, Lara Kamhi, Leyla Emadi, Mercan Dede, Muzaffer Akyol, Nesren Jake, Nezih Çavuşoğlu, Pınar Yoldaş, Refik Anadol, Server Demirtaş, Sevim Kaya, Seyyit Bozdoğan, Sezer Arıcı, Yalçın Bilgin.
sanat365.com/blog365

POZ

31 Ekim 2016 Pazartesi     291
Pg Art Gallery 15 Kasım – 15 Aralık tarihleri arasında Merih Akoğul’un küratörlüğünü üstlendiği; Ozan Bilgiseren, Emine Ceylan, Murat Dikmen, Abdullah Hekimhan, Işıl Arısoy Kaya, Derya Kılıç, Mehmet Ömür, Ahmet Sel, Muammer Yanmaz ve Hakan Yaşar’ın çalışmalarının yer aldığı ‘Poz’ adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Pozun Gizi Fotoğrafın çıkışına somut gerçeklik üzerinden öncülük eden belgeci bakışın 1980’lerde yaşanan postmodernist şoktan sonra farklı bir bağlam kazanmasıyla, fotoğrafçının klasik portre geleneği üzerinden dünyayı algılama biçimi de değişmiştir. Farklı anlatım biçimlerinin yeni bir fotografik alt dil oluşturma çabası, suretten sanata giden portre fotoğrafçılığı serüveninde önemli bir basamak olmuştur. Yüzün gizi, bu kez de resmin stilizasyonundan, fotoğrafın bakış estetiğine fizik, kimya ve optik aracılığıyla geçiş yapmış, bakmak ve görmek eylemleri, fotoğrafın bileşenleri üzerinden yeniden tanımlanmıştır. Fotoğrafın gerçekliği sanılanın aksine nesnenin kendi gerçekliği değil, fotoğrafçının bulunduğu açıdan, o zaman dilimi üzerinde saptanan anın gerçekliği olmuştur. Gelenek çağdaşlaşırken, yüzlerin gizi ışığın sihriyle birleşip, portrelere yeni bir söylem kazandırmıştır. Buradaki asıl farklılık, fotoğrafın icadının portre geleneğinin kendisinden çok, portreye olan bakışı değiştirmiş olmasıdır. Poz ya da fotoğraf makinesinin karşısında durma eylemi, bakan (model) ile bakılan (fotoğrafçı) arasında saniyeler süren sessiz iletişimin adıdır. Karar anı sanılanın aksine yalnızca hareketin olduğu yerde değil, hareketsiz bir biçimde duran ya da uzayan sürecin içinden koparılan o seçkin parçada kendini daha fazla belli eder. Tüm iyi fotoğrafların oynadığı alan da tam burasıdır. Poz, fotoğrafçı ile modeli arasında karşılıklı verilmiş bir sözdür. Ve izleyici de bunun şahididir. Merih Akoğul Küratör

ALIŞVERİŞ SEPETİM

Sepeti Kapat